Cumbalı Ev / Selahattin Süzer

Yazan: Selahattin Süzer -CUMBALI EV
Advert

ÖYKÜ - 04-08-2025 15:07

CUMBALI EV

Havalar soğumaya başlamış, daha gün batmadan Dörtyol ağzı-Nalbantlar başındaki insan kalabalığı azalmaya başlamıştı. Şehrin üstüne kara bulut gibi keskin bir kömür kokusu çökmüş, insanlar yavaş yavaş evlerinin yolunu tutmaya başlamıştı

Kalaycı Muhterem Usta ıslığıyla çok sevdiği yanık türküyü çalmaya başladığında çarşı esnafı onun dükkanını kapama vaktinin geldiğini anlardı.

Muhterem Usta kırk elli yaşlarında çoğu zaman saçı sakalı birbirine karışmış olup biraz da zayıfcaydı. Çukur yanaklı, sevgi dolu bakışları vardı. Muhterem Usta ismi gibi muhterem, özü sözü bir, çevresinde sevilen sayılan bir esnaftı. Sanat ruhlu, tertemiz bir yüreğe sahipti.

Sivas’ta yaşayan Ermeni ustaların elinde yetişen bir kaç kişiden biriydi.

Kalaycılığının yanında kemik tarak yapımında üstüne kimse yoktu. Öküz, manda ve koç boynuzlarından yaptığı taraklar herkesin dilindeydi. Bakır kalayı için körükle yaktığı ateşin üzerinde o kapkara gelen kaplar pırıl pırıl olur, yeniden hayat bulurdu. Yanan ateş üzerinde iyice kurumuş hayvan boynuzlarını ısıtarak düzeltir, yapacağı tarak şekline göre keser, tesviyesini yapardı. Sonra onlara şekil vererek dişlerini açar, açtığı dişleri tek tek sivriltirdi. Binbir güçlükle hazırladığı tarakları parlatarak dükkanının önüne dizerdi.

Muhterem Usta'nın kederli ıslıklarının altında koca bir hüznün yattığını onu tanıyanlar iyi biliyordu. Bekardı; uzun yıllar yatalak annesiyle birlikte Çukurbostan'da derme çatma tek gözlü kerpiçten bir evde yaşardı. Annesinin bakımı onu çok zorlasa da hiç yakınmazdı. Yaşamlarını sürdürmek için her işi yapardı. Vefalı komşularının yardımlarıyla geçinip giderlerdi.

Soğukların başlaması onu zorlasa da ek işler yapmasına vesile olurdu. Daracık Arnavut taşlı ikişer üçer katlı cumbalı evlerin önüne yıkılan tonlarca kışlık kömürleri tek başına taşıyarak üç beş kuruş kazanırdı. Bu taşıma işleri, Sivas‘ın üzerinde bir tül perdesi gibi uzanan kömür kokusu gidip baharın gelmesine kadar sürerdi.

Onuruna düşkün bir insandı. Kimseden karşılıksız bir şey istemez, çay dahi içmezdi. Esnaf arkadaşlarıyla sohbetlerde, “Muhterem Usta çok çalışıyorsun, kendini yıpratıyorsun. Şöyle bir kendine zaman ayırıp da dinlendiğin vakte hiç rastlamadık. Bu dünyanın işi gücü biter mi? Çok şükür, eve ekmek götürecek kadar para kazanıyorsun!” dediklerinde, “Yok arkadaş, şu yalan dünyada iki katlı, bahçeli, cumbalı bir ev yaptırıp annemi de pencere kenarına yatırıp geleni geçeni seyrettirmeden bu dünyadan göçüp gitmek istemiyorum, yoksa gözlerim açık gider.” derdi.

Hayalinde hep cumbalı bir ev vardı, Muhterem Usta’nın… Yakınları, “Artık vakit geçiyor, hayırlısıyla evlendirelim seni.” dediklerinde, “İki boğaza zor bakıyorum… Beni rahat bırakın üçüncü boğaz aşar beni.” diyerek işi yokuşa sürerdi.

Soğuklarla başa çıkamadığımız günlerdi. Sibirya’dan gelen soğuk hava dalgası İç Anadolu'yu etkisine almıştı. Gecenin -32 derece olduğu Sivas'ta; kaldırım taşları, çeşmeler, yollar ve şehrin buz tuttuğu ve hayatı olumsuz etkilediği o gece, acı haber çabuk yayılmıştı. Arka sokakta yanarak kül olan küçük baraka evde ölenler, Kalaycı Muhterem Usta ve annesinden başkası değildi!

Sobadan sıçrayan bir ateş çıngısıyla başlayan yangın anne ile oğlunu derin uykuda yakalamıştı.

Yıllar sonra misafir olarak geldiğim bu şehrin daracık Arnavut taşlı sokaklarında taş ve cumbalı evlerin arasında yürürken yüreğimde Kalaycı Muhterem Usta'nın çok arzu etmesine rağmen sahip olamadığı cumbalı ev tutkusunu ve ıslığıyla çaldığı o türküyü hissediyordum.

"Neyine güvenem yalancı dünyanın, Kerem’i yandırıp kül etmedi mi?"

***

TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE  KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...

Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz

Editör: Bilgi Şakar

Günün Diğer Haberleri