Boynumuzun Borcu / Ümmügülsüm Hasyıldırım

Yazan: Ümmügülsüm Hasyıldırım -BOYNUMUZUN  BORCU 
Advert

SÖYLEŞİ - 29-10-2024 20:58

BOYNUMUZUN  BORCU

Masmavi gözleriyle, gecenin dolunayında, sarı saçlarının arasından gökyüzündeki yıldızları izlerken hayallere dalmıştı.

Ülkenin parçalara ayrılmasını, işgal altında halkın eziyet çekmesini hazmedemiyordu. Mondoros Mütarekesi’ndeki maddeye göre direniş gösteren bölgeleri işgal hakları vardı yamyamların.

Kahraman Türk halkı esareti kabul etmiyordu. Anadolu'nun birçok yerinde direnişler başlamış, İngilizler, Fransızlar ve yardakçıları Mondoros Mütarekesi’nin şartnamesine göre direniş başlayan yerleri işgal ediyor, halka zulmediyorlardi.

Gökyüzünde yıldızlar, adeta hareket zamanı, artık planlarını hayata geçir dercesine parlıyordu. Uyku girmeyen gözleri acı biber sürmüşçesine yanıyordu. Günlerdir kafasında kurguladığı milli mücadele adımlarını hızlandırmalı, önce başarıya kendisi inanmaliydı. Sabahın seherine doğru uykuya teslim olan mavi gözleri, rüyasında devam etti planlarına.

17 Mayıs günü annesiyle helalleşen Mustafa Kemal, arkadaşının düğününe icabet etmek istemişti. Dolmabahçe sarayındaki arkadaşı Gerede’nin düğününe icabet eden Atatürk, zeybeği çok güzel oynayan manevi kızı Nebile ile oyun alanına çıkıp karşılıklı zeybek oynadılar. Adeta işgal altındaki ülkesini oynaya oynaya alırım dercesine. Çünkü sarı Zeybek halayını, kahraman erkek oyunu ilan etmişti. Kahramanlık yürek isterdi. Güç, güven ve cesaret isterdi.

Atatürk yaptığı planların uygulanmasi için geniş yetkilere sahip olması ve Anadolu'ya görevlendirilmesi gerekiyordu. O da milletine sinsi planlar kuranlara karşı ince ince onların planlarını tersine çevirmenin yollarını çoktan bulmuştu. Rahatından taviz vermeyenlerin inadına vatan mücadelesi kusursuz olmalıydı.

Önce hükümetin güvenini kazanmış, Anadolu'daki direnişleri durdurma görevini kapmayi başarmıştı. Çok heyecanlıydı. Sınırsız geniş yetkilere sahipti. Artık  çok sevdiği İstanbul'a veda vakti gelmişti. Günlerdir hazırlığı süren Bandırma Vapuru’nun iskelesine içi içine sığmayarak geldi. Annesinin vedasının ardından, şimdide istanbulla vedalasiyor, el sallarken burun direkleri sızım sızım sızliyordu.

19 Mayıs 1919 günü Bandırma Vapuru, Samsun'da yolcusunu indirdi.

Kısa bir süre sonra askerlikten istifa ederek çizdiği yolda azimle yürümeye başlamış, Amasya Genelgesi’yle etrafını kısa zamanda hürriyet aşıklarıyla doldurmayı başarmıştı. Yüreğindeki özgürlük meşalesi gün geçtikçe alevleniyor, kabına sığamıyordu. Türk milleti sömürge altında yaşayamaz diyor, asla sömürgeyi kabul etmiyordu. Halk zaten yenilgiyi ve işgali hazmedemediği için her yerde direnişlere başlamışlardı. Bölük pörçük direnişle vatan kurtulmayacaktı elbet. Bir idare, düzenli bir ordu, kusursuz bir plan olmalıydı. Yani halk olarak kenetlenmeli, birlikte hareket edilmeliydi. Her ne kadar yukarıdakiler bunu anlamasada halk hemfikirdi. Bu gücü kullanmanın tek yolu Anadolu’ydu.

İlk milli mücadele Amasya'da başlarken, Erzurum, Sivas Kongreleri’nden sonra halkı arkasına almayı başarmıştı. Esareti asla kabul etmeyen yüce Türk milletinin birlik ve beraberliğe ihtiyacı vardı.

O kutsal ruh, o inanç, o azim bu millette oldukça, sırtımız yere gelmez diyordu. Bölge bölge, adım adım " ya istiklal, ya ölüm" sloganıyla yola çıkan Mustafa Kemal ve ona inananlar inanılmaz bir performans sergiliyorlardı. Bu millete boyunduruk asla yakışmadı.  Zaten ruhen özgür olan bu halk ölecek ama işgal altında yaşamayacaktı. Sadece bunu görecek göze, idare edecek ruha ihtiyacı vardı. O da Allah'ın lütfu ile gönderilmiş, vatan özgürlük savaşına çoktan başlamıştı. O ne büyük azim, o ne büyük aşktı. Omuz omuza kılıçla, mızrakla, taşla, sopayla, sapanla modern silahlara yılmadan karşı koyuyorlardı. Şehitliğe susamış vatan aşkıyla dolu yiğitler, düşman siperlerinden sızıp cephanelikleri patlamayı başarıyordu. Yıkım üzerine yıkım yaşıyordu kefereler. Kadınıyla kızıyla, on üç yaşındaki sübyanlariyla başlayan milli mücadele zafersiz olmazdı elbet.

Meşaleyi yakmış yolu aydınlatmıştı Mustafa Kemal. O yolu; “Allah Allah” nidalarıyla koşan yiğitler, önüne gelen sinsi düşmanları, silip  süpürüyorlardı. Ahtapot gibi Anadolu'yu saran alçaklara fırsat vermeden topun tüfeğin önüne canlarını siper ediyorlar fakat bir adım geriye gitmiyorlardı.

Hayalleri gerçeğe dönen sarı komutan "Ordular, ilk hedefiniz Akdenizdir, ileri" sloganıyla vatanın her köşesini temizleyerek Çanakkale'ye kadar gelmişler, son darbeyi Seyit Onbaşı’nın Ocean Zırhlısı’nı vurmasıyla Çanakkale'ye gömmüşlerdi.

Keyfine diyecek yoktu. Çok sübyanlar, nice yiğitler, analar, bacılar, bebeler bu uğurda can vermişti. Her karış toprağı şehit kanıyla sulanan bu topraklara düşman çizmesi değemezdi. Değmemeliydi.

Milli mücadele zaferle sonuçlanmış, şehitlerin kanı yerde kalmamıştı. Her karışı kanla sulanan bu topraklara elbet şanına yakışır bir marş gerekiyordu. Cumhuriyeti kurmuş, istiklali, birlik ve beraberlik ruhuyla kenetlenen halka hediye etmişti. Bundan daha keyifli ne olabilirdi ki. Vatan kurtulmuştu. Yol uzundu. Daha yapacak çok işler vardı. Lakin huzurluydu. Mutluydu. İstiklal Marşı'nın kabulüyle devam eden yol saadete uzanıyordu.

Çakmak çakmak bakan mavi gözlerinin üzerinde sarı saçları artık özgürce dalgalanabilirdi.

Mustafa Kemal sarı zeybeği oynamayı hak etmişti. Biz bu vatanı oynaya oynaya alırız dercesine oynayarak girdiği mücaleleyi, elbette "Bu oyun milletimizin erkek oyunu, kahraman oyunudur. Bilmek lazım.”  diyecek kadar sevmesi yadirganamazdi.  Doktorların "öleceksin" demesine rağmen ölümüne oynadığı kahramanlık oyunu zeybeği oynamayı çok seviyordu.

"Allah bu millete bir daha istiklal marşı yazdırmasın" diyen Mehmet Akif'in sözü ruhumuzun gıdası olmalıydı. Bunu başarmak için o ruhu ölümüne korumak boynumuzun borcu olsun.

Günün Diğer Haberleri