ÜZMÜŞÜZ / SERDAR GÜNDÜZ
Kendi içimize yolculuğa çıktığımızda, çok uzağa değil, tam kalbimizin ortasına...
Birilerini, sevdiklerimizi kırdığımızı görebiliriz. Söz söyleriz, sert bir bakış atarız, bazen kapıyı çarpar çıkarız ve meselenin orada kapandığını sanırız.
Oysa bazı kırgınlıklarımız birilerine karşı değildir. Farkında olamayız ama aslında kendi özümüzedir küskünlüğümüz, kırgınlığımız.
Sonra fark ederiz;
Yanlış yere öfkelenmişim, yanlış şeylere kırılmışım, asıl olanı ihmal etmişim, bedenimin asıl sahibini unutmuşum diye düşünürüz. İnsan bazen makam peşinde koşarken makamın asıl sahibini unutur.
Bazen kibir deriz ama kibirli oluruz, kimi zaman dünyayı ciddiye alırız ama tufanı hafife alırız. Aslında hayat bir güç gösterisi değil, bir emanet yürüyüşüdür. Bizlerin bu yürüyüşte kırdıklarımız sadece insanlar değil, değerleri, İnançları, hakikatleri de kırarız.
Böylelikle kendi ruhumuzu incitiriz, bize emanet edilen bu canımızı hoyratça harcarız.
İnsan hiçliğini unuttukça haddini de unutur.
Serdar Gündüz'ün Üzmüşüz şiiri bizlere kalbimizi, kırdığımız değerleri, ihmal ettiğimiz hakikatleri düşünmemizi sağlıyor. Belki de hepimiz
farkında olmadan
bir yerlerde kalbimizi üzmüşüzdür.
Bu şiir bizleri, sözün içinden geçen gönül muhasebesine davet ediyor.
ÜZMÜŞÜZ
Mihman iken bir bedende
Mülk sahibine küsmüşüz
Yürek denen o hânede
Hâne-i rahman üzmüşüz
Nefer iken bir gönülde
Aşk safında diz çökmüşüz
Sîne denen o kubbede
Serdar-ı ekber üzmüşüz
Nigâr iken bir nazarda
Boşa gözyaşı dökmüşüz
Mezar denen o mekânda
Sultanı yegâh üzmüşüz
Erer mi bilmem murada
Muradı sevda olanlar
Fâni denen bu dünyada
Rahmet-i Rahman üzmüşüz
Sığmaz iken bir cihana
Can Nesîmi'yi yüzmüşüz
Hızır Paşa'yla bir safta
Pir Sultan Abdal üzmüşüz
Bir hiç iken devri âlemde
Makamı hakir görmüşüz
Tufanı kale almayıp
Kaptanıderya üzmüşüz
Ol Muhammed Mustafa'yı
O Aliyyül Mürtazayı
Ehlibeyti Zülfikârı
Kur'an-ı Kerim üzmüşüz
Kibir deyip evliyayı
Kabir diyen enbiyayı
İnanmayıp kibriyayı
Cenab-ı Hakk'ı üzmüşüz
ŞİİR TAHLİLİ:
Bu şiir, insanın kendisiyle ve inancıyla yüzleşmesini anlatıyor.
Geç kalınmış bir fark edişi, gecikmiş bir muhasebeyi…
Şiirin daha ilk dizelerinde karşımıza çıkan ifade çok önemlidir:
“Mihman iken bir bedende
Mülk sahibine küsmüşüz.”
Burada beden bir mülk değil, bir emanettir. İnsan kalıcı değil, misafirdir. Ancak misafir olduğu hâlde ev sahibine küsmüştür.
Bu metafor, insanın Yaradan’a karşı nankörlüğünü simgeler.
Şiirde sürekli tekrar eden üzmüşüz fiili herkeste bir sorumluluk duygusu oluşturur.
Bu yalnız bireysel değil, toplumsal bir muhasebedir.
"Yürek denen o hânede
Hâne-i Rahman üzmüşüz."
Kalp burada ilahi bir mekân olarak tasvir edilir.
Şair, kalbi sıradan bir organ olarak görmez, kutsal bir alan olarak görür. O alanın hoyratça kullanıldığını ifade eder.
Şiirin ilerleyen bölümlerinde tarihsel ve tasavvufi göndermeler dikkat çeker:
Nesimi, Pir Sultan Abdal,
Hızır Paşa: Bu isimler, hakikat uğruna bedel ödeyenlerle o bedeli görmezden gelenleri aynı şiirde karşı karşıya getirir.
Şair burada sadece geçmişe değil, bugüne de ayna tutar.
"Bir hiç iken devri âlemde
Makamı hakir görmüşüz."
Bu dize, şiirin tevazu merkezidir.
İnsan hiçliğini unuttuğunda kibir başlar. Kibir başladığında da değerler incinir.
Son bölümdeki dizeler inanç vurgusunu zirveye taşır:
Muhammed, Ali göndermeleri şiiri yalnızca bireysel bir pişmanlık olmaktan çıkararak,
imanî bir sorgulamaya dönüştürür.
"Kibir deyip evliyayı
Kabir diyen enbiyayı"
Burada dil ve kelime oyunuyla derin bir eleştiri yapılır. Kutsalı küçümsemenin, değeri hafife almanın sonuçları vurgulanır.
Şiir bize şunu anlatır: İnsan çoğu zaman başkasını değil, kendi özünü incitir. Hayatın telaşı içinde, emaneti unutur, hiçliğini unutur, hududunu unutur.
En ağır fark ediş şudur ki; kırdıklarımızı telafi etmek için her zaman yeterince zamanımız olmayabilir.
Bu şiir bir suçlama metni değil, bir uyanış çağrısıdır. Belki bizler de bir yerlerde, bir şekilde; üzmüşüzdür...
Serdar Gündüz şairimizi kutluyor, başarılarının devamını diliyorum.
***
