Bir Kitap: Sayıklamalar / Truva Yayınları

Yazan: Nevin Bahtışen -BİR KİTAP: SAYIKLAMALAR / TRUVA YAYINLARI
Advert

KİTAP ANALİZİ - 12-06-2024 13:06

BİR KİTAP: SAYIKLAMALAR / TRUVA YAYINLARI

Truva Edebiyat Dergisi’nin bu sene yedincisini düzenlediği öykü yarışmasında dereceye giren ve jüri heyetinin oluşturduğu diğer seçki öykülerle bir kitap oluşturuldu.

Bu yarışmada her öykü değerlendirilir, o yüzden kaybedeni yoktur.

Bu kitabın içinde 32 tane çok değerli öykü bulunmakta ve “İyi ki okudum” dediğim bir öykü kitabı.

Kitabın içindeki bazı öykülerden bahsedeyim size.

1- Hayat Belki De / Yadigar Uyar Özyapan
Doğup büyüdüğü, gençliğinin geçtiği bu şehre ve yüreğine bütün anılarını sığdırmıştı, bir tek çok sevgili eşinin büyük acısını sığdıramıyordu.
Şuursuzca terk ederek bir bilinmeze doğru yola çıkmıştı, acısından kurtulup kurtulamayacağını bilmeden.

Ne zaman zorda, darda kalsa Zeynep; dua eden ve Allah’ın ipine sarılan biriydi.

Ruhi bunalımını anlatamayınca yine Allah’ın ipine sarıldı.

Ve sevgili Ankara’sından ayrılmasının üzerinden çok geçmeden ayrı kalamayacağını anladığı Ankara’sına geri döner.

Her zaman insanın etrafında zor anında kendisine sahip çıkacak dostları vardır. Bir de bunlar çocukluk arkadaşıysa, işte o zaman acının içinden çekip alırlar insanı.

Zeynep atlatamadığı acının çözümünü arkadaşlarının yardımıyla bulur. Parmağındaki alyansı defnederek bu bunalımlı durumdan kurtarmaya çalışır.

Bir insanın acıyla nasıl baş edeceği ve isterse oyum oyum derinleşse de, yaşamanın bir yolu muhakkak bulunuyor. Allah’ın ipi her daim yanında oluyor eğer onu görmesini bilirsen ve tutunursan tıpkı Zeynep gibi.

İnsanda derin izler bırakan, sade ve akıcı bir dille yazılan bu öyküyü bir nefeste okudum. 

2-Sarı Sıcak / Dilek Tuna Memişoğlu
Evlenen insanın en güzel hayali bir evlat sahibi olmak, sonra ona güzel bir gelecek hazırlamaktır. Çocuğu kucağına aldığından itibaren de üstün bir koruma içgüdüsüyle hayatta yol alır.

Babasız, tek başına büyütmeliydi bebeğini. Hayat şartları her zaman iyi olmayabiliyordu. Bu anne çocuğunu bembeyaz bulutlara benzetilen pamuk tarlasına getirerek, mevsimlik işçi olarak parasını kazanıyordu.

Çocuğunu güneşin alnında elleriyle yaptığı gölgeliğe bırakarak gidip pamuk topluyordu. İnsan bu kadar mı keyif alır iş yapmaktan, üretmek güzeldi; bir de bu işin ucunda çocuğunun geleceği varsa daha bir keyifle yapılıyordu.

Güneş ışınları, yılan çıyan bir şey yapamasa da bir ateş kıvılcımının harlı alevleri yutmuştu tombul yanaklı bebeği. Annenin en kıymetli varlığı gitmişti, ateşin yalımları bütün hayallerini alıp götürmüştü.

Okuduğunuz her cümlede önce mutluluklar gelip konuyor yanağınıza, sonra acı bir buruklukla sarsılıyorsunuz.

3- Ses / Mutlu Akçay
Anne karnındaki bir bebeğin cenin pozisyonu, insanların gerçek hayatlarında sık sık baş vurduğu bir durum oluyor; uyurken, depremden korunmak için

Dört duvarın arasında zifiri karanlığın gözleri aldığı, hayallerinden başka hiç bir şeyin olmadığı yerdi. İdrar ve dışkının kokusunda zamanı bile takip edemedikleri, dikte edilen bir karanlığın içinde gözleri bir ışık huzmesi arıyordu.

Uyuşan, düz durmayı unutan bir bedeni güneş doğmadan ölüm sehpasına sürükleniyordu. Yürümeyi unutsa da, bir defa olsun tan yerinin aydınlığını görmek istiyordu. Ve gözlerine hapsetmek istediği şafağın ilk aydınlığı göz bebekleriyle buluşmuştu.

İnsanı derinden etkileyen, anlamlı ve anlamsız her şeyi sorgulatan bir öykü. Sade bir dille yazılmış akıcı bir öykü olmuş.

4- Bu Telefon Neden Çalmıyor / Turan Demirci
Sanatsal tasarımı olan sehpaya baksa da, gözü arada ağaca tırmanıp oynaşan kedilere kayıyordu. Bir de ısrarla sehpanın üzerindeki çalmayan telefona bakıyordu.

Gözler bir yerde sabit bakıp duramadığı için yaptığı deniz manzaralı sehpasındaki kumları, incileri, deniz kabuklarını inceliyordu. Bir de, şu telefon çalsa tam olacak ama bu telefon neden çalmıyordu.

Güzel, akıcı bir öykü; keyifle okuyacağınızı düşünüyorum, ben keyifle okudum.

5- Gazze / Ümmü Gülsüm Hasyıldırım
Bir savaşın getirdiği kıtlık durumunu Basil Salim ve ailesi de yaşıyordu.

Çiçekli yastığın verdiği keyif ve Kur’an’ı okuyan babasının sesiyle huzurla kapamıştı gözlerini.

Her gün bir yakınını alan bu bomba sesleri bir huzur vermiyordu.

Annesinin yaptığı çorba, biraz da kuru ekmeğin eşlik ettiği sofraya çağırmıştı. Yine annesinin onları uyarabilme çığlığıyla hepsi dağılmış, evin yıkıntılarında kalmışlardı. Bomba gelip onları yuvasında bulmuştu.

Basil, annesi ve kardeşinin birine kavuşmuştu ama babası ve diğer kardeşini bulamamıştı. Savaşın yükü omuzlarında, nereye gidebileceklerdi? Kaderleri daha ne kadar nefes almalarına izin verecekti?

Gazze sokaklarına yağmur yerine bomba yağıyordu. Ölmeyince insan acıkıyordu da. Bombalanmış fırından ekmek ve marketlerin enkazlarındanda kalan diğer gıdalardan arta kalanlardan toplamıştı, kıvırdığı kazağına.

Basil Salim saklandıkları binada annesiyle kardeşi de yoktu artık, tek başına kalmıştı.

Son bakışı olduğunu bilmeden gözlerini gökyüzüne çevirmesi, özlediği güneşin doğuşunu dilemişti. Oysa gazete manşetlerinden, televizyon manşetlerinden kurtulamamıştı. Gazze’de vurulan son hastane ve Basil.

Her okunan cümleyle insanın yüreğine bombalar yağdıran, geleceğin aydınlığını karanlığa çeviren bu savaş, anca bu kadar etkili anlatılabilirdi. Akıcı, sanki nereye gidersen tepene bir bomba iniyor. Kaçacak yerin yok, acıdan ciğerlerin yanıp kül oluyor, tıpkı Gazze gibi.

Kitaptaki bütün öyküler çok güzel.  
Sayıklamalar / Gülçin Granit.  
Tüneyiş /  Ahmet Kanter
Yağmur Yağarken Cevriye / Hakan Cucunel.       Yitirilen / Deniz İmre.    
Öz / Ayşe Gürkan

ve ismini sayamadığım diğer öyküler, hepsi çok güzel ve okumanızı tavsiye ederim. Her yazarın gözünden bir olaya ve duruma bakmak çok kıymetli

“Sayıklamalar” kitabını okumanızı tavsiye ederim.

 

Günün Diğer Haberleri