BİR KİTAP: KURU KIZ / AYFER TUNÇ
Yaşanan her şey zamanla soluyordu. Öyle bir soluyordu ki belli belirsiz bir iz bırakıyordu arkasında.
Sevgili Azime ablam ve sevgili Münevver ile çok güzel bir okumanın sonuna geldik. Eşlik ettiğiniz için kocaman teşekkürler ve sevgiler yolluyorum Nicelerine birlikte diyelim keyifle, huzurla.
Hikayemiz; yaşadığı aslında yaşadığını sandığı hayatı geride bırakarak dünyanın sonuna Ushuaia'ya giden, adı olmayan, çevresinin ona verdiği isimle Kuru Kız'ın yaptığı yolculukla başlıyor. Neresi mi bu Ushuaia? Arjantin'in Tierra Del Fiego eyaletinin başkenti. Dünyanın sonundaki şehir.
Kitap boyunca ismi yok kahramanımızın, tıpkı diğer karakterlerinde isimsiz olduğu gibi. Başta evlenmediği için kız kurusu densede fiziksel özellikleri nedeniyle kuru kıza çıkıyor adı çevresinde. Hatta belkide kendisi bile unutuyor adını zamanla. Küçük yaşta önce annesini, sonra yatalak babasını ardından erkek kardeşini kaybediyor "Kuru Kız." Kendi hayatı, kendi kararları yok. Hep başkaları için yaşıyor. Sonrasında da kalabalıklar arasında yapayalnız kalıyor. Çevresi hep aklı kıt olarak görüyor onu.
Veeee kırk yaşına beş kala hayatını tamamen değiştiren o kararı alarak dünyanın sonuna gidiyor. Ben çok sevdim "Kuru Kız'ı." Eminim pek çoğunuz da ben gibi düşüneceksiniz okuyunca.
Anlatımı ve kurgusu ile su gibi aktı gitti satırlar. Okuduğum diğer kitaplarından biraz daha farklı bir romandı, daha umut veren bir kitap. Genel anlamda bir karamsarlık hakimdir benim açımdan diğer eserlerinde ve o şekilde biter hep hikayeler. Bu kez öyle olmadı.
Anlattıkları o kadar tanıdık ki. Akıllı telefonlar ve internetin etkisi ile yaşanan hızlı değişim, kadının toplumdaki yeri, dayatılan, mecbur bırakılan hayatlar, çıkar üzerine kurulan ilişkiler, farklılıkların ötekileştirilmesi. Merak ettiği herşeyi internetten öğreniyor kahramanımız. Ne kadar toplumun müthiş bir baskısı olsa da üzerinde, aslında zihninde özgür bir kadın o. Sonrasında bir baş kaldırı ve bilinmeze, "Fin del mundar" yani dünyanın sonuna yolculuk. Severek okuduk biz ekip olarak. Sizde tanışın mutlaka bu isimsiz kahramanla.
Herkes ne çok yalan söylüyordu. Sürekli yalan söylüyorlardı. Karılarına, kocalarına, çocuklarına, akrabalarına, komşularına, patronlarına, çalışanlarına. Yakaladıkları zaman da utanmıyorlar, inkar ediyorlar ya da yeni bir yalan söylüyorlardı.
Hayatı küçüktü, dardı ama kendi elindeydi.
İyilikle kötülüğün nerede başlayıp bittiği konusunda kafası hep karışıktı.
Kardeşinin böyle bir hayat istememiş olduğundan emindi. Kendisi de böyle bir hayat istememişti.
Ama hayat böyle bir şeydi, başına gelen, kuramadığın, yapamadığın.
Annesi ölmek için çok gençti, henüz otuz altı yaşındaydı.
Ama öldü.
Ölümün yaşı yoktu çünkü.
Gençliği, iyiliğin içinde kötülüğünde olduğu inancının pekişmesiyle geçti.
