Anılardaki O Ev / Dedemin Evi

Yazan: Nevin Aktekin Gülfırat - ANILARDAKİ O EV / DEDEMİN EVİ
Advert

ANI - 26-08-2022 01:43

ANILARDAKİ O EV / DEDEMİN EVİ

Ah çocukluk! Ne güzel bir şeydi. Hepimizin hayal gücünün tavan yaptığı, çok değerli, güzel zamanlardı işte.

Muhakkak ki bir çoğumuzun çocukluk anılarında  nenesinin, dedesinin evinde geçirmiş olduğu güzel anları, anıları vardır.

Ben ve kardeşlerim  için de "ananemlerin evi"  böyle güzel anılar ile dolu  bir yerdi.

Anneannemlerin evi müstakil bir evdi. Evlerinin hemen  önünde de bir  su kuyusu vardı.
Bu; o  mahalledeki  iki, üç kuyulu evden  biriydi.
O  zamanlarda  tabi  insanın evinin önünde bir kuyusunun olmasının  önemi  büyükken, bu neredeyse  şimdiki dubleks evler gibi  büyük bir konfor sayılırdı.

Çünkü o zamanlar  sık sık su kesilmeleri olurdu. Sular aksa bile bu sular çoğu zaman  tazyiksiz olduğundan  birinci kattan  son katlara çıkmazdı. Bu yüzden ilk katta oturanlar biraz daha şanslı sayılırken,  onlar da vicdan yaparsa yukarılara su çıksın diye çeşmelerinden bir süre su kullanmazdı ki diğer katlara da su çıksın.

Tabi bir de bu su kıtlığına   çözüm; o zamanlarda su depoları bulunurdu.
Yeni nesil ne bu su kıtlıklarını bilir ne de mahalleye gelen "su tankerlerini".  İşte bu eski  zamanlarda su kıtlığı olunca; çözüm olaraktan mahallelere belediyeler tarafından su  tankeriyle  gelinip su dağıtımı yapılır,  dolayısıyla da uzun su   kuyrukları oluşurdu. 

Ellerine leğen, kova alan   mahalleli su doldurup evine götürebilmek için yaşlı, genç,  çoluk çocuk demeden su sıralarına girerken artık ne kadarını doldurabilirse doldurup evine götürürlerdi..

Artık o su yemeğe mi, yıkanmaya mı, çamaşıra mı, bulaşığa mı, içmeye mi yetecek? Yettiği kadar idare işte!

Bu yüzden komşular çoğu zaman  dedemlerinki gibi bazı evlerin kuyularından su çeker;  bulaşık, çamaşır, yıkanma ihtiyaçlarını bu kuyudaki sulardan giderirdi.

Nerede o zamanlarda  şimdiki gibi bol keseden, evin her yerinde sıcak soğuk akan çeşmeler?!

Anneannemlerin evinin tek özelliği tabi ki bu su kuyusu değildi. Onların bahçesinde güzel bir çardak vardı. Ve bu çardağın kenarı dedemin memleketinden İstanbul'a getirdiği rengarenk ve mis kokulu Isparta Gülleri ile doluydu.

O gülleri o kadar çok severdim ki  taa beş yaşlarında bir çocukken bir şarkı uydurmuştum;
"Anneannemin gülleri arasında gelin olacağım,"
diye... Çocukluk işte!

Bahçedeki çardağın altında kurulu, ipli,  kocaman, tahta bir salıncak vardı ve biz ona  yaz kış binerdik hatta kış gelince salıncağın  üstüne bir de   kardan adam oturtur onu da sallardık.

O, sarmaşıklar ile örülü muhteşem çardağın dibinden göğe doğru yükselen dut agaçları ise  sokağa taşardı da tüm mahalleliye yeterdi. O ağaca tırmanıp ne çok dut yemişligim vardır.
Dedemin; " yiye yiye kuruttunuz tüm ağacı," demelerine rağmen...

Bahçenin bir  köşesinde de  incir ağacı ile üzüm asması vardı. Asmaların bir ucu çardağı sarmaşıklar ile sararken bir ucu çatıya doğru uzardı. Daha çok göğe doğru yükselip meyveler genelde üst dallarda kalınca çatıya çıkıp bir bir en güzel mahsulleri toplayıp yemek ne keyifliydi...

Bir de anneannemlerin  yan komşunun kayısı ağacı bazen bizim bahçeye doğru serpilirdi. Ama ne mümkün ondan yemek! Komşu Şükriye teyze adeta hepsinin sayısını bilir, aldık diye de kızardı bize. Bir de üstelik dedeme şikayet ederdi.

"Onlar bize helal değil. İzinsiz sakın almayın, haram olur!" diye kızan anamızın korkusu ile pek el atıp onun  ağacına dokunmaz ama yere dökülen olgun ezik kayısılar ile nefsimizi köreltirdik. Tabi arada, bir tabak da anneannemlere toplayıp getirince keyifle yerdik.. Baldan tatlıydı o kayısılar, hala tadı damağımdadır.

Sonradan ögrendik ki; Şükriye teyze  o kayısıları pazarcılara satarmış geçim kaynağı olarak. Ondan kızarmış bu kadar çocuklara..!

Eee o da biraz kendince  haklıydı. Ama bizde haklıydık, çünkü çocuktuk.

Senede üç, beş ürün veren armudu da unutmamak gerek. Dedem çok mahsul versin diye muska bile takardı onlara. Ah dedem, ah!

Bahçenin arka tarafındaki köşede  soğan, tere, roka,  maydanozlar ve sırığa dolanmış  fasulyeler vardı. İstanbul'un orta yerinde öyle bir bahçeli evi bulmak  biraz zordu.

Evin  en arka tarafında  dört oda  vardı. Sanırım önce yedek ev yapmışlar sonra da oradaki dört odanın biri tuvalet, biri banyo, biri odunluk biri de kiler olarak kullanılmaya devam edilmişti.

Eskiden  bir de tuvaletler evin içinde değil de evin dışında olurken ne korku hikayeleri uydururlardı gece dolaşan hayaletlere, cinlere  dair...  Biz de inanırdık işte çünkü küçüktük.

Bizim için gizemli bir ada olan kilerin anahtarı odunluğun içinde saklanır, biz de onun yerini öğrendikten sonra oradan alıp gizliden  girerdik. Çok gizemli bir yer gelirdi  bize o kiler.

Boyumuzun iki katı varillerin içinde bulgur, mercimek, pirinç, un, şeker, yağ, ceviz, fındık; içinde ölçekleri ile olur, evdeki erzak azalınca  burdan temin edilirdi.

O kiler, bildiğiniz bir odaydı ve arka tarafta küçük bir penceresi vardı.Camın önündeki  geniş tahta tezgahta ise kavunlar serilirdi. Günesten kavunlar tam ersin diye sanırım...

Dedem yazın  aldığı kırk, elli kavunu buraya koyar bütün kış,  nasıl olur bilmem ama  bozulmadan kalır, hiç bir şey olmadan bal gibi kavunlari kışın da yerdik. 

Kullanılmamış eşyalar, eskilere ait anılar, antikalar ve bir halı kilim tezgahı... Annemle anneannem arada burada  halı, kilim işler, bize de ilmek atıp motif yapmayı öğretirdi. Yani burası, sizin bildiğiniz basit kilerlerden değildi.Eskiye dair tencereler, kıyafetler, arapça el yazmalı kitaplar, tablolar, say say bitmezdi...

Kardeşlerimle  gizliden oradaki eski zamana ait özel  kıyafetleri giyer  kendimizi bir masalın içinde bulur orada saatlerce oynardık. Bizim için eğlenceli ve keşfetmek için özel olan  bu gizemli yerde...

O zamanlar Güngören semti şimdiki gibi İstanbul'un en kalabalık yerlerinden biri değidi.
Evin hemen önündeki arsanın bir tarafı  gelincik, bir tarafı ise  ayçiçek tarlasıydı.

Sonrasında anneannemlerin evinde  zamana dayanamayıp önce üste bir kat çıkıldı..
Yıllar sonra da  mütahitlerin kapılarını aşındırması, İstanbul depremi, çocuklarının ısrarı derken daha konforlu ve depreme dayanıklı yapılması için bir mütahite verildi.

Çocukluğuma ve genç kızlığıma  dair en güzel anıların olduğu o ev yıkıldı.

Yalan olup gitti o ev!

Sadece anılarda kaldı anneannemle dedemin bahçesi  güller ile dolu, şarkılar söylediğim o evi... Dedem ise   mütahite verilen evinin yeni halini göremeden vefat etti.

Günün Diğer Haberleri