Aleksandr Puşkin / Neşe Kazan

Hazırlayan: Neşe Kazan -ALEKSANDR PUŞKIN
Advert

BİYOGRAFİ - 09-02-2026 19:59

ALEKSANDR PUŞKIN
(1799- 10 şubat 1937)

Mihaylovskoye’nin ıssız malikânesinde, gözetim altında bekleyen kahramanımızın sürgün yılları bitmek üzereyken 1926’nın sonbaharında ansızın bir emir gelir. Moskova’ya, Çar’ın huzuruna davet edilmiştir.

Uzun ve zahmetli geçen yolculuk sonrasında; toz-toprak içinde, perişan halde Kremlin’e ulaşır. Çar onu sakin ama otoriter bir tavırla karşıladıktan sonra, bedeninden okunan acelecilikle doğrudan konuya girer. Tahta yeni çıkan hükümdar, isyanın bastırıldığı o karanlık günleri hatırlatarak sorar: “14 Aralık’ta Petersburg’da olsaydın, meydandaki isyancıların arasında neden yoktun?”

Şair tereddütsüz cevap verir: “Orada olsaydım, burada olmazdım.”

Bu dürüstlük ortamı gerince Çar bu yanıt karşısında; 
“Bundan sonra yazdığın her şeyi doğrudan bana göndereceksin. Seni ben denetleyeceğim.”

Şair kabul eder, başka çaresi yoktur. Bu, resmi bürokrasinin ağır sansüründen kurtuluş demektir; kişisel koruma altına girmektir. Çar onu “Rusya’nın en akıllı adamı” diye niteler ve affeder. O görüşme şairimizin kaderini değiştirir. Artık hayatında Petersburg dönemi başlamıştır, en büyük eserlerini yazmaya devam eder ama aynı zamanda bir gölge altına girmiştir; özgürlüğü sınırlıdır, sürekli gözetim altındadır. Bu uzlaşma, rejime meydan okuyabilen ama onunla yaşamak zorunda kalan bir dâhinin ikilemidir artık.

1799’da Moskova’da soylu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi Aleksandr Puşkin. Babası Sergey Lvovich eski bir soylu, annesi Nadezhda Osipovnaise Büyük Petro’nun evlat edindiği Habeş prensi Abram Hannibal’in torunuydu. Bu Afrika kökenli kan, Puşkin’in hayatı boyunca gurur duyduğu bir miras oldu. Çocukluğu Fransızca konuşulan evde geçti ama dadısı Arina Rodionovna’nın anlattığı Rus halk masalları ve ninniyle Rus ruhunu iliklerine kadar yerleştirdi.

1811’de Tsarskoye Selo’daki prestijli İmparatorluk Lisesi’ne girdi. Orada ilk şiirlerini yazdı; 15 yaşında “Vestnik Evropy” dergisinde yayımlanan mısralarıyla dikkat çekti.

Lise yıllarında arkadaşları Delvig, Küchelbecker gibi isimlerle birlikte edebiyat çevresine adım attı. 1817’de mezun olunca Dışişleri Bakanlığı’nda memur olarak St. Petersburg’a yerleşti. Şehir hayatı balolar, tiyatrolar, entelektüel sohbetler ilgisini çekse de bu zamanla paralel olarak liberal fikirleri ve hicivleri de çoğaldı. “Özgürlük” adlı ode’si ve bazı epigramları Çar I. Aleksandr’ın dikkatini çekti, öfkelendirdi. “Özgürlük” şiiri yüzünden güneye sürgün edildi.

Önce Yekaterinoslav’a, sonra Kafkasya ve Kırım’a yolculuk yaptı. General Rayevski’nin ailesiyle gezerken dağların, denizin ve egzotik manzaraların etkisiyle romantik şiirler yazdı. Kishinev’de (şimdiki Chișinău) üç yıl kaldı; burada “Kafkas Esiri”ni(1820-1821), “Haydut Kardeşler”i ve “Bahçisaray Çeşmesi”ni tamamladı. Aynı dönemde “Gavriliada” gibi hafif hicivli eserler ve “Yevgeni Onegin”in ilk bölümlerini kaleme aldı. Sürgün onu zincirlemedi; aksine yaratıcılığını ateşledi.

1823’te Odessa’ya taşındı ama Vali Vorontsov’la çatıştı. Aşırı özgür mektupları ve “ateizm dersleri” aldığı iddiası polise ulaştı. 1824’te annesinin Mikhailovskoye malikânesine ikinci sürgüne gönderildi. Orada yalnızlık içinde yaşadı; köylülerle konuştu, Rus folklorunu derinlemesine inceledi. “Boris Godunov”u yazdı, Shakespeare tarzı bir tarihi tragedyaydı. Dekabrist Ayaklanması sırasında orada değildi ama şiirleri isyancıların arasında dolaşıyordu. Yeni Çar I. Nikolay 1826’da onu Moskova’ya çağırdı ve doğrudan sorguladı: “Neden meydanda değildin?” Puşkin’in cevabı keskin oldu: “Orada olsaydım şimdi burada olmazdım.” Bu zekice yanıt sayesinde affedildi ve Petersburg’a dönebildi.

Dönüşünden sonra sansürle boğuştu ama üretkenliği devam etti. “Yevgeni Onegin”i 1823’ten 1833’e kadar yazdı; Tatiana’nın mektubu, Lenski’nin düelloda ölümü, Onegin’in pişmanlığı Rus edebiyatının ilk büyük roman-şiiri oldu. 1830’larda “Küçük Tragedyalar”, “Belkin’in Hikâyeleri”, “Maça Kızı” gibi düzyazı eserler verdi. Tarihe de merak sardı; “Pugaçov İsyanı Tarihi”ni yazdı.

1831’de Natalya Gonçarova ile evlendi. Natalya Rusya’nın en güzel kadını sayılıyordu; sarayda herkesin gözdesiydi. Dört çocukları oldu ama evlilik huzurlu geçmedi. Fransız subay Georges d’Anthès, Natalya’ya kur yapmaya başladı. Dedikodular, anonim hakaret mektupları (Puşkin’i “Boynuzlu Tarikatı” üyesi ilan edenler) ve kıskançlık büyüdü. Puşkin birkaç kez düello talep etti ama engellendi. 1837 Ocak’ında iş çığırından çıktı. 27 Ocak’ta, Chernaya Rechka’da (Karakol Nehri) d’Anthès ile karşı karşıya geldiler.

Mesafe sadece 10 adımdı – çok riskli. D’Anthès önce ateş etti; kurşun Puşkin’in karnına saplandı. Puşkin düştü ama kalkıp nişan aldı ve d’Anthès’i kolundan yaraladı. Ağır yaralı halde eve taşındı. İki gün acı içinde yattı; doktorlar çaresiz kaldı. 29 Ocak 1837’de, 37 yaşında öldü.

Ölümü tüm Rusya’yı yasa boğdu. Binlerce insan evinin önünde toplandı. Puşkin sadece bir şair değildi; modern Rus edebiyatının kurucusu, Rus dilinin en saf hâline getiren kişiydi. Eserleri hâlâ her Rus’un dilinde, her aşk hikâyesinde, her trajedide yaşıyor.
 
HAYATINDAN ESERLERİNE SIZANLAR
Eserlerine sızan kesitler, çoğu zaman doğrudan otobiyografik olmasa da, onun deneyimlerini, duygularını ve çevresini yansıtan izler taşır:
Yevgeni Onegin‘de (1823-1833) kendi gençliğini ve sürgün yıllarını görürüz. Başkentteki yüksek sosyete hayatından bıkkın, yalnız ve soğuk bir adam olan Onegin, Puşkin’in Petersburg’daki çapkın, entelektüel ama huzursuz dönemlerini çağrıştırır. Lenski’nin düelloda ölümü, şairin kendi düello tutkusu ve ölüm korkusunu önceden sezdirir adeta kaderinin kehaneti gibidir. Tatiana’nın saf, kırsal aşkı ise dadısı Arina Rodionovna’nın masallarıyla büyüyen, Rus köylü ruhuna yakın yanını yansıtır. Köy sahneleri, Mihaylovskoye’deki yalnız sürgün günlerini, doğa gözlemlerini ve melankoliyi taşır.

Kafkas Esiri (1820-1821) ve Bahçisaray Çeşmesi (1823) gibi güney şiirlerinde, 1820’deki sürgün yolculukları doğrudan belirir. Kafkas dağları, Kırım’ın egzotik manzaraları, General Rayevskiailesiyle yaptığı geziler esin kaynağı olur. Esaret, özgürlük özlemi ve romantik aşk temaları, kendi sürgün acısını ve liberal fikirlerini yansıtır.

Boris Godunov (1825) tarihî bir trajedi olsa da, Mihaylovskoye’deki yalnızlık döneminde yazılırken Rus halkıyla, köylülerle kurduğu temaslar esere sızar. Güç, ihanet ve vicdan azabı temaları, Çar Nikolay’la yaptığı uzlaşmayı ve rejim baskısını dolaylı yoldan işler.

Maça Kızı (1833) düzyazısında, kumar tutkusu ve kaderin ironisi öne çıkar. Puşkin’in kendisi de gençliğinde kumar masalarında vakit geçirmiş, borçlanmış biriydi; bu hikâyedeki obsesif arayış, onun kendi risk alma huyunu taşır.

Erzurum Yolculuğu (1836) ise doğrudan otobiyografiktir. 1829’daki Türk-Rus Savaşı sırasında Kafkasya’ya yaptığı seyahati anlatır; gözlemleri, macera ruhu ve Doğu’ya duyduğu merakı yansıtır.
Küçük Tragedyalar (1830) ve Dubrovski (1832-1833) gibi eserlerde kıskançlık, onur meselesi ve toplumsal çatışmalar sıkça yer alır. Bunlar, Natalya Gonçarova’yla evliliği sonrası artan kıskançlık krizlerini, d’Anthès’le yaşanan gerilimi ve düello kültürünü çağrıştırır.

Masallarında (Çar Saltan, Balıkçı ve Altın Balık, Altın Horoz) ise dadısı Arina’nın anlattığı halk hikâyelerinden izler taşır; çocukluğunun masal dolu dünyası, Rus folkloru sevgisi eserlere akar.
Genel olarak, aşkın coşkusu ve acısı, sürgün yalnızlığı, düello onuru, soylu hayatın boşluğu, Rus doğası ve halk kültürü onun hemen her satırına sızar. Hayatını yazarken, eserlerini yaşarken sanki kendini baştan yaratıyordu  ve bu kesitler, onu sadece bir şair değil, kendi hikâyesinin de kahramanı yaptı.
 
ARDINDAN
Aleksandr Puşkin’in 1837’deki ölümü, Rus edebiyat dünyasını derin bir yas ve şokla sarstı. Dönemin yazarları, şairleri ve eleştirmenleri için bu sadece bir kayıp değil, Rus edebiyatının babasının, modern Rus dilinin kurucusunun ani gidişiydi. Ölümü, halk arasında büyük infiale yol açtı; binlerce kişi evinin önünde toplandı, yetkililer cenazeyi gizlice gece yarısı köye taşımak zorunda kaldı.

Nikolay Gogol, yakın dostu olarak yıkıldı ve “Puşkin, olağanüstü bir olay ve belki de Rusya’nın içinde doğmuş tek olaydır.” diyerek onu eşsiz bir deha olarak tanımladı. Başka bir ifadesinde “Puşkin adeta ileriyi gören bir peygamber gibidir.” dedi. Gogol, onun ölümüyle “yaşama sevincini yitirdiğini” söyledi; bu kayıp, Gogol’ün kendi yaratıcılığını da derinden etkiledi.

Mikhail Lermontov, genç bir şair olarak en çarpıcı tepkiyi verdi. “Şairin Ölümü” (Смерть поэта) adlı şiirinde, Puşkin’in ölümünü soylu toplumun ve iftiranın kurbanı olarak lanetledi: “Tinsel onurun kölesi olarak düştü, / İftiranın şehvetine kurban oldu; / En asil şairin başı, yaralı göğsüne eğildi tozda.” Şiir, aristokrasiyi ve yüksek sosyeteyi suçladı, bu yüzden Lermontov sürgüne gönderildi. Lermontov’un bu şiiri, Puşkin’in mirasını ateşleyen bir manifesto gibiydi.

Vasily Zhukovsky, Puşkin’in hocası ve dostu olarak ölüm döşeğinde yanında bulundu. Cenaze sürecini yönetti, şairin son sözlerini aktardı ve onun affediciliğini vurguladı. Zhukovsky, Puşkin’i “Rus şiirinin güneşi” olarak gördü; ölümü sonrası edebiyat çevrelerinde bu kayıp, bir dönemin kapanışı gibi algılandı.

Genel olarak edebiyat dünyasında büyük bir boşluk hissedildi. Rus edebiyatının Altın Çağı’nın öncüsü olarak görülen Puşkin’in gidişi, romantizmden realizme geçişte bir kırılma yarattı. Yazarlar arasında “Rus edebiyatında belirsizlik ve boşluk” duygusu hâkim oldu; Gogol’den Lermontov’a, sonraki kuşaklara (Dostoyevski, Tolstoy gibi) ilham veren bir deha kaybedilmişti. Ölümü, rejim karşıtlığı ve sansür tartışmalarını da alevlendirdi; bazıları bunu “Çarlık”ın dolaylı bir zaferi olarak gördü.

Yüzyıllar sonra bile Puşkin’in ölümü, Rus edebiyatı için bir “felaket” olarak anılır. Eserleri hâlâ Rus dilinin zirvesi sayılır; onun kaybı, edebiyatı hem yasa boğdu hem de sonraki yazarları daha büyük bir sorumlulukla yola devam etmeye itti.

KAYNAKÇA
*scribd.com
*tr.topwar.ru
*adji.ru
*archive.org
*dergipark.org.tr
*dokumen.pub
*tde.humanity.ankara.edu.tr
*academia.edu
*jstor.org
*ctevans.net
*scholarworks.iu.edu
 
***

Günün Diğer Haberleri