Advert

Papatya Kızlar / Suna İlhan

Suna İlhan -PAPATYA KIZLAR 

ANI - 19-12-2025 21:31 471 kez okundu.

Papatya Kızlar / Suna İlhan
Advert

PAPATYA KIZLAR 

"Hadi bize gidelim, çay yapayım sana..." 

Belki iki, belki üç defadır aynı sırada oturan arkadaşına çeşitli zamanlarda böyle teklifte bulunmuştu yaşlı talebem...

Belli ki özellikle köy yerinde yaşayanların, "Gel de semaver yakayım sana, iki laflarız." muhabbetini özlemişti.

Kursta ise sabahçılar gidecek, bir saat sonra öğrenciler gelecekti. Bu teyze de sabahçıydı ve evine arkadaşını davet ediyordu yine. Son talebem dersini verirken duydum bu cümleyi...

Ona döndüm ve dedim ki:
- Teyzem, Allah'tan bir şey olmazsa yarın ben geleyim sana çay içmeye...

Yüzünde gülücükler açtı:
- Olur hocam...

Yanındaki teyzeye baktım:
- Ne dersin? Beraber gidelim mi?

Önce şaşırdı, sonra:
- İnşallah hocam… 

Teyze, arkadaşımın annesi oluyordu. Benim cesaretim biraz da ondan geliyordu.

“Bak, kendini yorma. Kahvaltı türü şeyler olsun.” diye tembihledim.

“Tamam hocam, sen merak etme.” dedi.

Ertesi gün…

Sabah dersim bitmek üzere. 

Teyzeye baktım. Yaşlı kadın ne de olsa; unutmuş olabilir. Bir önünden geçmek istedim.

- Teyze, sana gidiyor muyuz?
- Tabi hocam. Benim adam telefon bekliyor. O götürecek bizi. Ben bir saatte gidemem eve.

Yanındaki teyzeye baktım. Kafasını salladı. 
O sırada yine eşinin kursa bıraktığı, bastonsuz yürüyemeyen başka bir teyzemiz daha vardı. İki arada bir derede onu da ikna etmişler. Kadın eşini arıyor:
- Sen gelme. Ben arkadaşın evine öğle yemeğine gideceğim.

Tatlı tatlı gülümsedim bu hallerine.

Yaşları yetmiş civarı bu "papatya saçlı" kadınların heyecanı sardı beni de.

Ders bitti...

Üç teyze, bir de ben çıktık kurstan. Amca kapının önünde bekliyormuş.

Teyze ön koltuğa bindi. Biz de arkaya bindik. Kapı biraz zor kapanıyormuş. Teyzenin biri beni sıkı sıkıya tuttu. Kapı açılıverirse düşmeyeyim diye.

Anama sarılır gibi yapıştım ben de. İkimiz de fırsat arıyormuşuz sanki...

Eve geldik. Özellikle bastonlu teyzeyi çıkarmak zaman aldı.

İçeriye girince ev sahibi kadın hemen çaydanlığı ocağa koydu. Ben de kolları sıvadım. Neler hazırlamamış ki… Diyette olduğumu bildiği için daha ziyade benim yiyebileceğim şeylerin kimini akşamdan kimini sabahtan yapmış. 

“Bu ne böyle, ben sana ne demiştim…” dedim gülerek.

“Olsun hocam, hep beraber yeriz işte.” dedi. 

Diğer teyzeler de güldü. Masayı bir güzel donattık. Çayı içerken köydeki çocukluğum aklıma geldi. İlkokuldayken öğle arası bir arkadaşı alır, eve gelirdim. Anamlar tarlada olurdu. Öyle sıcak yemek nerde?  Bir tabağa pekmez veya reçel koyar, ekmek banarak yerdik. Sonra da güle oynaya tekrar okula giderdik. Ne kadar mutluyduk...

Bu masada o sevinci gördüm sanki. Yemeğin çeşidi değildi bizi mutlu kılan.  Kusur görmeyen gözlerin sahipleriyle aynı sofrada ikram etmek, ikrama mazhar olmaktı.

Koyu bir muhabbete daldılar. Çoluk çocuk tam tanışma ve kaynaşma zamanı... Yavaşça aralarından ayrıldım. Kursa gitmek için hazırlandım. Beni görünce ev sahibi:
“Hocam, meyve de yiyecektik, eşim arabayla götürür.” dedi.

“Siz oturun, meyvenizi de yeyin. Benim dersim başlayacak, kendim giderim.” dedim. 

Evden çıkıp kursa doğru yürürken ayağıma bir top gelse çelme atardım.

Önümde bir kelebek uçsa peşinden koşardım.
Çayır çimen olsa kendimi atar yuvarlanırdım. "Hey dağlar taşlar! Ben mutluyum, çok mutluyum. Üç gönlü güzeli bir araya getirdim, şimdi çay içiyorlar.” diye bağırırdım. Hızlı hızlı yürüdüm. Belki de kanatlanıp uçtum. Siz bu mahalle arasında açılan Kur'an kurslarını sadece Kur'an okumayı öğreten kurslar mı sanıyorsunuz? Öyleyse büyük bir yanılgı içindesiniz. Biz oralarda dört mevsim yaşıyoruz. Genellikle teyzeler geliyor.  Bunlardan kimileri çocukluğunda yaşayamadığı Kur'an okuma sevincini, ikinci baharında yaşıyor. Kimileri yalnızlığa mahkûm olmuş günlerine ses katıyor kimileri yeni yüzler, yeni arkadaşlar bulup sosyalleşiyor. Kimine terapi,
kimine nefes alma yeri... Kimi Allah'a yaklaştıkça derdinden uzaklaşıyor sanki.

"Kafam dolu.” diyene biz bir şeyler daha doldurmaya çalışıyoruz. Demek ki daha dolmamış.

Kimileri de, gençliğinde "höt höt" öten kocalarını özel şoför yapıp geliyor. "Bir Köroğlu bir Ayvaz" kalınca anlaşılıyor kadın kıymeti... Bir de elden ayaktan düşünce… Yolu uzun olanlar, üşenmeden ve özenle kapıya bırakılıyor. Bu kurslar, son durak öncesi kırık dökükleri, eksik gedikleri telafi etme yeri gibi. Öğretirken öğrenme, öğrendikçe öğretme mekânları…

Elden geldiğince...

Güç yettiğince...

Rabb’im kabul buyursun.

***


Editör: Neşe Kazan

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Sel / Vahap Acar 

Sel / Vahap Acar 

24-05-2026 - ANI

23 Nisan / Neşe Kazan

23 Nisan / Neşe Kazan

23-04-2026 - ANI