ÖMÜRDEN BİR KESİT
Ağustos şaşaalı bir düğündü,
Güneşin metaforlarında,
Eylül nazlı bir gelin, sevilenin koynunda.
Bahar çok uzak kaldı anılarda,
Mevsimim hazana mı düştü?
O yüzden mi gözlerimde melül bakışlar?
Sormayın, “halin nedir?” diye,
Bir ömür heba olup gitti, bir yudum sevgiye.
Mutluluk ereğimizdi; aile, aile kuruldu obalar,
Bazen mutlulukla bazen de acıyla tüttü bacalar.
Tozlu yolların anısı kaldı Çocukluğumdan geriye,
Yaz akşamlarında yıldızları saymaktı ereğimiz biteviye.
Yıldızlar görünmez oldu artık,
Sokak ışıkları yalancı, ruhumda bir ızdırap,
Her şey bana yabancı.
Gölgesinde uyuduğum meşe ağacı öylece duruyor, davet eder gibi gölgesine,
“Yine eskisi gibi gölgemde uyu”diyor.
O zaman renkliydi düşlerimiz,
Büyümekti hayalimiz.
Elimde küçük bir ayna,
Aksettirirdim güneşin ışığını dağa bayıra, hayvanlarımızı salardık çayıra.
Baharın kokusu başkaydı,
Meltemdi rüzgârı, okşardı tenimi, efil efil.
Tüm yaşananlara olur mu, güneş kefil?
Bir köpeğimiz vardı, vurulmuştu saçmayla,
Canhıraş bir feryatla
gelebilmişti harmanın kenarına.
Yemeden içmeden kesilmişti o yarayla.
Bir hafta başında beklemiştim iyileşir diye.
Sessizce baktı gözlerime için için, “Hayat böyle bir şey” der gibiydi, her şeyin bir sonu var…
Mutluydu gülümsemeleri, ben yanındaydım ya!
Yoktu gözlerinde acıdan eser,
Canı canımdaydı ya!
Gözümden dökülen yaşları silmek ister gibiydi, “mukayyet ol kendine,
hayat acımasız.”der gibiydi.
Bir sabah gittiğimde yanına nefessiz ama gözleri gülümser gibiydi.
İlk hayat dersini ondan almıştım,
İşte o an ben, yalnızlığı tatmıştım.
Sonra bir kenardan güneşin yüzünde,
Hayallere dalmıştım.
Gecenin bağrına, ellerime güneşi alıp,
Nurunu bıçak gibi saplamıştım.
Hayata direnmenin gücünü,
Gecenin içinde sınamıştım.



















