Advert

Evde Kimse Yok / Harun Korucuoğulları

Harun Korucuoğulları -EVDE KİMSE YOK

ÖYKÜ - 04-11-2026 15:52 73 kez okundu.

Evde Kimse Yok / Harun Korucuoğulları
Advert

EVDE KİMSE YOK

Başını kaldırıp ağaçlarda ötüşen kuşları seyretmeye başlayınca sıkıldığımı anlamış olacak ki birden sustu.

“Murat, bu böyle olmaz, unut artık şu kızı!” dedim.
“Senden akıl isteyen yok! Tıpkı annem gibi konuşuyorsun! Sen aşktan ne anlarsın!” diye bağırdı.

Sesi kuşları ürkütmüştü. Uçup gittiler.

“Dün gece rüyamda annemi gördüm.” dedim.
Umursamaz tavrına rağmen konuşmaya devam ettim: 
— Öldüğü gün üzerinde soluk mavi bir elbise vardı.
— Biliyorum, bin kere söyledin bunu!
— İşte yine o elbiseyi giymişti. Bahçede durmuş bana bakıyordu. Aslında ben önce sadece elbiseyi; yani elbisenin içinde kimse yokmuş gibi havada salınışını gördüm. Biraz yaklaşınca da su sesi duydum. Meğer annem çiçekleri suluyormuş! Sabahın çok erken bir saatiydi.
— Eee, sonra?
— Sonra bana döndü, ellerini açtı, ağlamaklı bir sesle, "Hoşça kal!” deyip sesinin içinde kayboldu. Uyandığımda kulaklarımda hâlâ annemin sesi vardı.
— Kısa bir rüyaymış. Allah rahmet eylesin.
— Tuhaf olan ne biliyor musun, Murat?
“Neymiş?” diye sordu.

Ama bakışları, sesi ve yüzündeki ifade merak denilen şeyden çok ama çok uzaktaydı.

— Rüyamda annem on beş ya da on altı yaşında gibi görünüyordu yani benden küçüktü… Ama gene de annemdi. Anneler çocuklarından küçük olabiliyor demek. Sadece rüyalarda tabii! Acaba öbür dünyada da öyle mi olacak? Çünkü annem kırk üç yaşında öldü, ben yirmi yaşındayım ve belki de elli ya da seksenime kadar yaşarım. Annem ise hep kırk üç yaşında kalacak. Ne tuhaf değil mi? 

Sonra beklemeye başladım. Beklediğim şey neydi? Belki içten bir bakış, belki bir söz ya da bir soru. Hepsi olabilirdi. Ama hiçbiri olmadı.

Sessizlik beni korkutuyor. Yaşlanmak da korkutuyor, yaşlandığımda yalnız kalmak da. Acaba bunları ona söylesem mi? 

— Yaşlandığımda birilerine muhtaç olmaktan çok korkuyorum, Murat. Muhtaç olabileceğim kimse olmadığı hâlde korkuyorum. En çok da babamdan korkuyorum. Sürekli içiyor, bazen beni tanımıyor, başka biri sanıyor, dokunmaya kalkıyor. Anneme yaptıklarını düşününce onu öldürmemek için kendimi zor tutuyorum. Seni düşününce içim titriyor. Göz göze geldiğimizde kalbim çarpıyor. Seni çok seviyorum. Uzaklara gidelim Murat çok uzaklara, sadece sen ve ben, dese miydim?

Deseydim ne olurdu? Her zaman olduğu gibi benimle alay ederdi, şişman ve çirkin olduğumu söylerdi. Belki de kızardı, bir daha yüzüme bile bakmazdı. Belki de hiçbir şey olmazdı! Ya da hiç olmayacak bir şey olur ve durup dururken, elimi tutuverirdi. Sonra gözlerime bakar, “Gidelim Halime! Sadece sen ve ben!” deyiverir. 

Böyle düşünmek sanki bir şeyi değiştirmişti. Kendimi hâlâ aynı ama aynı zamanda da farklı biri gibi hissetmeye başladım. Değişen neydi? Kaderim mi? Hayır, bu olamaz çünkü kaderin değişmeyeceğini biliyorum; bilmesem de inanıyorum…

“Ya kaderimde güzel şeyler de yazıyorsa!” diye düşünürken:
 “Uzaklara gidelim Murat, babamdan çok uzaklara! Sadece sen ve ben.” deyiverdim. Bunu söylediğime kendim de şaşırdım. Utandım. Galiba yüzüm kızardı.

— Bırak saçmalamayı da Meryem’i ara! Son bir şans versin bana. 
“O seni istemiyor ki Murat!” dedim. Tıpkı senin beni istemediğin gibi! diye düşündüm.
“Naz yapıyordur belki!” dedi.
— O seni istemiyor Murat!

Başını çevirdi, ağaçların arasından aşağıdaki denize bakmaya başladı. Hiçbir şey değişmeyecek, istediğim hiçbir şey olmayacaktı. Kaderimde mutluluk yok. Babamın eziyetleri, annemin yokluğu dışında bir şey yok. Demek ki hak etmiyorum, diye düşündüm. Denize bakmaya başladım. Sanki bakışlarımız denizin mavisinde buluşmuştu. Orada, o güzel mavinin içinde birbirine karışan iki bakış!

 “Aslında bunu anlamanın bir yolu var!” dedim. 
Murat bana döndü:
“Neyi anlamanın?” diye sordu.
— Seni sevip sevmediğini!

Meryem’den bahsettiğimi anlayınca gözleri ışıl ışıl oldu. Ama uzun sürmeyecekti, bir anlığına gözlerini aydınlatan o ışık; saniyeler sonra, içindeki keder, hayal kırıklığı ve ümitsizliğin karanlıkları içinde yok olup gidecekti.

“Az önce beni sevmediğini söylemedin mi?” dedi.
— Belki de seviyordur!
— Hayır sevmiyor! Basit, aptal biri olduğumu düşünüyor. Dün akşam herkesin içinde nasıl alay etti görmedin mi?
— Dün akşam Meryem’in erkek kardeşi bana ne demişti hatırlıyor musun, Murat? Keşke gözlerime bakıp "Çok güzel gülüyorsun." diyen o değil de sen olsaydın!
— Doğru dürüst konuşsana sen! Hiçbir şey anlamıyorum!
Ayağa kalktım. 
— Vakit doldu, hadi gidiyoruz!

Araba tepeden aşağıya kavisler çizerek denize yaklaşırken gözüm hep ağaçlardaydı. Kuşları seyretmek huzur veriyordu. Kafamda ise yalnızlığın bir alışkanlık olup olmadığı düşüncesi vardı.

Sonra kuşların yalnızlığı bilmediklerini düşündüm. Uçmak nasıl bir şeydi? Şimdi bu arabanın içinde değil de gökyüzünde olsaydım… Kanatlarımı açmış özgürce süzülürken… hayır, kuş olmak için değil, sadece onlar gibi olmak için. Belki de kendime göklerden bakabilmek için yukarılarda süzülürken…

Düşünmeyi bıraktım. 

Sessizlik başladı. Sessizlik uzadıkça uzadı, derken Murat, Meryem’e ne kadar çok âşık olduğunu anlatmaya başladı. Aynı şeyleri defalarca anlattı, anlattı, anlattı…

O kadar çok anlattı ki arabadan inerken dayanamayıp, “Bir zamanlar bir eşek tanımıştım.” dedim. Laf ağzımdan çıktığı anda Murat eşekten düşmüş karpuza döndü ve bu hâli içimi acıttı ama gene de konuşmaya devam ettim: 
— İşte o eşek, aşkı senden daha iyi biliyordu. O kadar iyi biliyordu ki kitabını bile yazdı.

Eve doğru yürürken hava kararmaya başladı. “Ağaçlar, yollar, sokaklar gri elbiselerini giyiyorlar.” dedim.

Koşmaya başladım. Artık istesem de duramam.

***

Editör: Seher Uslu

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Neyzen Ahmet ve Yunus / Özlem Tarı

Neyzen Ahmet ve Yunus / Özlem Tarı

03-11-2026 - ÖYKÜ

Bir Yaz Sıcağında Sessiz Sözler / Yaşar Aynur 

Bir Yaz Sıcağında Sessiz Sözler / Yaşar Aynur 

10-10-2026 - ÖYKÜ