Advert

Ekmek Kokusu / Alparslan Aygül

Alparslan Aygül -EKMEK KOKUSU 

ANI - 29-01-2026 13:02 662 kez okundu.

Ekmek Kokusu / Alparslan Aygül
Advert

EKMEK KOKUSU 

Ekmek ne kadar kutsal bir yiyecek. Hele bir de açsanız ve bir fırın önünden geçiyorsanız sıcak ekmeğin mis gibi kokusunu hemen alırsınız.  Fırından yeni çıkmış ve nar gibi kızarmış ekmeğin kokusuna ve tadına doyum olmaz. Fırın ekmeği kadar annelerimizin ve eşlerimizin yaptığı yufka ekmeklere, böreklere ne demeli? Bunların lezzetini en güzel lokantalarda bile bulmak mümkün değildir.

Bu sabah süt almak için evimizin yakınındaki sütçüye gittim. Hem bu vesileyle biraz da yürümüş oldum. Eve gelip kapıyı açtığımda mis gibi sıcak ekmek kokusu geldi burnuma. Baktım ki hanım ıspanaklı peynirli, soğanlı ve domatesli börekler yapıyor. Öyle mutlu oldum ki "Bu mübarek koku var ya beni aldı ta 1970’li yıllarda köyde yaşadığım çocukluğuma ve 1980’lerdeki liseli yıllarıma götürdü." hanım dedim. Sonra da börekleri yerken sohbete daldık ve sıcak ekmeğin kutsallığından, akabinde de eskilerden konuştuk.

Ben, Orta Anadolu'nun tam ortasında bozkır ikliminin hüküm sürdüğü Nevşehir İli, Gülşehir İlçesi, Gümüşkent Köyü'nde büyüdüm. Yirmi yaşımdan sonra memur olup ülkemizin birçok yerinde görev yaptım. Halen İzmir'de yaşıyoruz. Köyde yaşadığım günleri hiç unutmuyorum.

Köye güz aylarının gelmesiyle birlikte kış ekmekleri yapılmaya başlanır. Anam her yıl yaptığı gibi yine bıkmadan usanmadan testiler dolusu suyla hamur yoğurur, sabah ezanından önce kalkar, leğenler dolusu bezeleri alırdı. Gün ağarmadan tandırı yakar, keşiğe gelen komşularımızla ekmek yapmaya otururlar, gecenin geç vakitlerine doğru ancak bitirirlerdi. Anam iyi bir ekmek pişiricisi olduğu için elinde ki pişirgeçle tandırın başına otururdu.

Bense sabah tandırdan gelen mis gibi yufka ekmek kokusuyla uyanırdım. Hiç vakit kaybetmeden kalkar, elimi yüzümü yıkar ve soğanlı, domatesli börek malzemesi hazırlardım. Evimizin arkasındaki bahçeden tefeklerde kalmış yarı kızarık domatesleri toplar, kıska karığındaki saçakları (yabani dere otu) toplar biraz maydanoz koparır, soğan karığındaki son soğanları toplar, biber fidelerinde kalmış son biberleri alıp eve gelirdim. Bunları yıkayıp doğrayıp hazırladıklarımın içine vita yağı koyup çardağa götürürdüm. Anam benim bu şekilde ki uğraşımı çok beğenir ve takdir ederdi. Memuriyet hayatımda ne zaman köye gitsek “Alpaslan domatesli böreği sever” deyip eşimle birlikte üç beş bezelik hamur yoğurup börek yapardı.

Babamla anamın evlendiği 1940’lı yıllarda kıtlık varmış. Bir yanda ikinci dünya harbi ve diğer yanda kuraklık ve kıtlık. Tarlaların aylarca öküzlerle ve kara sabanla sürüldüğü ve ekildiği, tırpanla biçildiği her şeyin omuz emeğiyle yapıldığı günlermiş. İşte bu zorlu yıllarda çocuklar aç kalmasın diye gecelerini gündüze katmışlar ekip biçmişler, canla başla çalışmışlar. Toprak ne verdiyse razı olmuşlar. Gübre yok, su yok. Doğal olarak da emeklerinin karşılığını alamıyorlarmış. Hatta tohumluk buğday bulmakta bile zorlandıkları olurmuş. 

Analarımız işte bu zor günlerde güz aylarında keşik usulü günlerce ekmek yaparlarmış. Acıkınca da ‘çöçü’ adını verdikleri lavaş benzeri sıcak yavan ekmek yerlermiş. O zamanlar katık çok kıymetliymiş. Benim çocukluğumdaki gibi domatesli, soğanlı, peynirli böreği bulmak zormuş. Katıklı böreği erkekler yermiş. Niye? Çünkü erkek evin reisi, erkek yazın yabanda çalıştığı için çok yiyip güçlü olmak zorundaymış. Sanki kadın çalışmıyor, sanki evde yatıyor. Hâlbuki kadınlarımız, analarımız erkeklerden daha çok çalışırlarmış. Onların erkeklerden daha çok yemesi gerekirken hep itilmiş, ötelenmiş, çoğu zaman da dayak yemişler, aç kalmışlar maalesef. Analarımızın çalışıp üreten, doğuran, can veren, büyütüp besleyen, kocasına hem evde hem tarlada yardım eden çok değerli bir insan olduğu hep unutulmuş nedense.

Analarımız, ataerkil aile içinde yaşamışlar. Başlarında kaynana olurmuş ve onun emrinden çıkamazlarmış. Ekmek yaparken gelinler yufka açar, kaynana pişirirmiş. Gelinler birinci çöçüyü yerler ikinciyi kaynananın korkusundan yiyemezlermiş. Ola ki kaynana bir ihtiyaca falan kalkınca çaktırmadan ikincisini yapar itaa denilen serginin altına gizlerler ve gizlice yerlermiş. Dedim ya kıtlık yılları varmış diye. Belki kaynana kendince haklıydı. İktisatlı olmak zorunda hissediyordu kendini. İnsanın bir tabak yemekle doyduğu ve ikinci tabağı zevkine yediği gibi kaynanalar da gelinlerin ikinci çöçüyü zevkine yediklerini düşünürlerin, kim bilir! Katık damının kilidi kaynananın belindeki ipte (uçkur ipinde) bağlı olurmuş. Oraya giren çıkan her kim ve ne varsa haberi olurmuş.

Benim anam ekmek ve yemek konusunda eli çok açıktı. Kapıya gelen dilencilere tebessümle, “Ne alıyonuz anaaam!” diye sorar hiç bir dilenciyi boş çevirmezdi. Ekmeği yenir sofrası zengindi. Sofrada kimin ne kadar yediğine dikkat eder, “Oğlum, kızım, gelinim sen niye az yedin?” diye sorardı.  Ekmeği bitenlerin önüne bol bol yufka ekmek koyardı.

1980-1983 yıllarında Nevşehir'de lisede okurken öğrenci evlerinde kaldım. Okula sabah 7.30’da girer 13.30’da dağılırdık. Son ders saatlerine doğru çok acıkırdım. Midemin gurultusunu yanımdaki sıra arkadaşım duyacak diye utanır elimi karnıma koyup mideme bastırırdım. Okuldan dağılınca eve gelene kadar geçtiğim sokak ve caddelerden gelen yemek ve ekmek kokularına, özellikle kent meydanındaki (Meteris Meydanı) fırınlardan gelen sıcak ekmek kokularına, Nevşehir simidinin kokusuna bayılırdım.

Eve gelince köyden getirdiğim bir miktar çömlek peyniri ile bir de yumurta alırdım. Pazar yeri girişinde bulunan fırında peynirli pide yaptırırdım. Pide pişene kadar sabırsızlanır ve nar gibi kızarıp çıkan pideleri gazeteye sarılmış vaziyette kucağıma aldıktan sonra koklaya koklaya eve gelirdim. Birlikte kaldığım ev arkadaşım çayı hazırlamış olur ve afiyetle yerdik. Bazı günlerde Meteris'deki fırınlardan yeni çıkmış sıcak ekmek alırdım. Ekmek arasına çömlek peyniri koyar, yağ sürer öylece yerdik. O yediğim peynirli pide ve somun ekmeklerin tadını şimdi hiçbir yerde bulamıyorum. Çocukluk ve gençlik yıllarımdaki tatlar ne kadar doğal ne kadar lezzetliymiş!

Sonuç olarak ekmeğin özellikle sıcak ekmeğin ne kadar kutsal olduğunu çok iyi bilenlerdenim. Biz millet olarak dinimiz ve kültürümüz gereği ekmeği nimetlerin en kutsalı bilir, yerde gördüğümüz ekmek parçasını alıp öper, yüksekçe bir yere koyarız. Soframıza bin bir meşakkatle gelen ekmeğimizi israf etmemeye özen gösteririz. Allah’ın verdiği bütün nimetlere şükürler olsun. Allah bizleri kıtlıkla, yoklukla imtihan etmesin, bugünlerimizi aratmasın inşallah…

***


Editör: Nurdan Günay

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Sel / Vahap Acar 

Sel / Vahap Acar 

24-05-2026 - ANI

23 Nisan / Neşe Kazan

23 Nisan / Neşe Kazan

23-04-2026 - ANI