BİR EYLÜL HİKAYESİ
Yaz misâfirdi;
Halinden belli idi...
Gidecekti...
Sonra eylül geldi
Sessizce gidenler gibi.
Ağaçlarda uçurtmaya özenmiş yapraklar,
Gökyüzüne dizilmiş
Vagonlara benzer göçmen kuşlar...
Kanatlarında; hapishane umutları.
Dilinde;
Uzağı yakın eden özgürlük şarkıları..
Siyah ile mavi
Ha bire karışırlar.
Manyak olmuş zamanlar...
Anlamsız suskunluklar,
Sessiz kırgınlıklar,
Özlemden geriye kalan yıkıntılar...
Birkaç parçaya bölünmüş karanlıklar,
Kadere boyun eğen rüzgârlar,
Beni anlarsa bir tek onlar anlar.
Bir eylül benzerliği idi yüreğim.
Ne idi öyle bir zamanlar sevmiş hallerim?
Dokunduğun yerler şimdi ıssız,
Sensiz içilen çay tatsız.
Gözlerin; bilinmeyen memleket meselesi,
Yüreğim ise
Bir eylül hikâyesi...
Bu hüzünler hep bencillikten.
Uçurumun kıyısında atılan adımlar galiba hep sevgiden.
Yüreğimiz yanar iken yalnızlığımızdı; üşüyorum ben diyen.
Her halinden belli idi,
Kıştı gönlümüze acımasızca gelen,
Eylüldü toprağa yine umut veren.
En çok toprak aşık olmuştu yağmura,
En çok ben!
En çok ben aşık olmuştum sana.



















