YÜREKTE BİRİKENLER
Dünyadan henüz umudunu kesmemiş olacak ki, sevdiği adamla olan anılarını deftere yazmaktan büyük keyif alıyordu. İnce parmakları kaleme ne yazması gerektiğini hissettiriyormuşçasına bir çeviklikte yazıyordu. Zaman zaman bir çelişkiye düşüyordu; “Ben mi yazıyorum, yoksa kalem ne yazacağını biliyor mu?” diye. Eşinin, yüreğindeki izlerini okuyup düşüncelerini beyaz sayfaya akıtıyordu adeta. Zaman diye bir endişesi yok, burada eşiyle sohbet edip dertleşiyor yazıya aktarırken, ömrünün bittiği yerde ona koşarak kavuşacağını bildiği için yalnızca yapabileceklerine odaklanıyordu.
Arada bir iç geçiriyordu, “Cemal’im benim okuyup yazmamı ne kadar çok istiyordun. Bense işlerden zaman ayıramadığımı söyler, belki işin kolayına kaçıyordum.” Kadın sanki ne kadar çok yazarsa eşine o kadar çok dokunabileceğini ya da yanında hissedeceğini düşünüyordu.
Kadın bir harita üzerinde iz sürüyormuş gibi, zihnine kazıdığı bütün anılarının üzerinde tek tek duruyordu. Onlar sanki yaşam suyu gibi, kana kana içmek istiyor gibiydi.
Güzel bir anının üzerini hafif eşeleyerek açıyormuş da orada gizli hazinelere ulaşmış gibi gözleri ışıl ışıl ediyordu, göz çukurlarına hapsolmuş gözleri. Zihninde uçuşan düşüncelerini yakalamak ister gibi dudaklarını büzüştürmüştü, halihazırda dudak kenarlarındaki çizgiler daha bir derinleşmiş ve her bir düşüncesi o çizgilerden sanki bir kaydıraktan kayıp geliyormuş gibi arada kalemini mürekkebe bandırır gibi büzüşük dudaklarına götürüyordu.
Beyaz sayfalardaki yazıların üzerlerinde parmakları eskisi gibi düz durmuyordu ama sevgisini yeterince hissettiriyordu. Defter sayfasını her sıvazladığında yürek çarpıntıları dalgalar oluşturuyordu yüreğinde. “Ah!” dedi yazmaya başlamadan önce, etrafta dolaştığı yerlerde izlerini aradı gözleri, gerçi istediği her şeyi veriyordu yüreği ve zihnindeki kıvrımlarında biriken anılar.
“Beyaz sayfalar, kalemler benim için çok şey ifade ediyor. Seni bende tutuyor, araya hayatın lüzumsuz endişelerinden koruyor, tıpkı yaşarken koruduğun gibi. Senden sonra yüreğim bomboş kaldı zannettim. Yüreğimle zihnimin arasında dolanırken senin gitmediğini hala benimle olduğunu anladım. O zaman okuma yazma öğrenmeye karar verdim. Yazarak seninle silbaştan yaşayacaktım, düşünsene gülüşlerimiz bile kaybolmayacak! Tok sesinin gülerken ne kadar yumuşadığını hatta içime ipeksi bir his yaydığını yazabilecektim. Hatırlıyor musun Cemal’im benim zeki ve hayal gücümün kuvvetli olduğundan bahsederdin, bense önemsemezdim. Hayale gerek yoktu, sen vardın yanımda.”
Arada çiçeklere uzanıp kokluyordu, eşi çiçeklere ayıracağın zamanı okuma yazmaya ayırsan yetecek diyordu, ama sevdiği çiçeklerinden vazgeçmezdi. Her ne kadar doğanın yeşilliği bize yeter, en güzel çiçekte sensin derdi eşine ama nafile vazgeçiremezdi.
“Cemal inanmayacaksın ama resim yapmayı da öğrendim. İkimizin birlikte çekildiğimiz bir fotoğrafımız vardı, sen onu çok beğenirdin, o fotoğrafımızı yağlı boya tablo olarak yaptım. Keşke görseydin diyeceğim geliyor ama sen zaten görüyorsundur.”
Yaşlı kadın o kadar emin davranıyor eşinin yanında olduğundan, bu düşünce iyi geliyordu, çünkü her ihtiyaç duyduğunda sessizce ona uzanabilecekti.
