YAŞAYACAK BU ŞEHİR
Ve
Bensiz de yaşayacak bu şehir.
Sessizliğin,
Sensizlikle harmanladığı
Yitik bir aşk şarkısı düşecek
Eski radyonun yorgun seslerine.
Anılara yaslanmış dağlar,
Bir bir devrilirken
Beni anımsayan tek dürüstlük asılacak
Rüzgâra karışan selalar arasına.
Vakit ikindi...
Yol tamam.
Ahlarım omuzlayacak
Kapanmamakta direnen sandukamı.
Senin yerine,
Yol kenarına dizilmiş
Çocuklar soracak adımı.
Yağmur,
Kuraklığımı sürgüne yollarken
Kimse boğulmayacak peşim sıra.
En son ben kaybolmuştum
Sebepsiz gözyaşlarının anaforunda.
Bensiz de yaşayacak bu şehir.
Yeniden doğacak defalarca iklimler
İlk sesi çağıran minik şaplak,
Ağlantı içindeki merhabayla buluşurken;
İğne oyalı mendiller gönderilecek
Perde arkasından gülümseyen yavukluya.
Ve benim yerime,
Hayriye Teyze yemleyecek
Çatıda öbeklenmiş güvercinleri.
Artık
Kaldırım taşları inatlaşmayacak
Adımlarımı sığdıramadığım
İkinci el kunduralarımla.
İlk kez bu akşam,
Boş dönecek kapıma uzanan el.
Bensiz de yaşacak bu şehir.
Yokluğum bastırmayacak hiçbir telaşı.
Uzamayacak
Kısalmayacak da dakikalar.
Yine yanacak yüreğe düşmüş hasretler.
Gün aynı,
Gece aynı,
İnsan aynı;
Bensiz de yaşayacak bu şehir.
***
