YAPRAKLARIN DANSI
Aylin, babasının kaybının ardından derin bir acıyla boğuşuyordu. Her nefes alışında, yüreğindeki yara daha da derinleşiyordu, sanki içini kemiren bir ateşin pençesindeydi. Aradan aylar geçmiş olmasına rağmen, hala içindeki boşluğu dolduramamıştı. Bir gün, cesaretini toplayıp babasının çalışma odasına girmeye karar verdi. Kapıyı tereddütle açtığında, odanın içi hüzün ve çaresizlikle doluydu. Babası hayattayken bu odaya adım atmaktan çekinmezdi, ancak onun yokluğunda odadan uzak durmuştu. Şimdi ise içindeki hatıralara ve belki de babasına yakın olmak istiyordu, ama oda ona sadece daha fazla acı ve hasret veriyordu.
Odaya zorla adım attığında, yerlerde dağınık duran kitapları ve babasının camın önündeki okuma sandalyesini gördü. Gözyaşlarına hakim olamadı. Babasıyla birlikte bu odayı bir kütüphane gibi düzenlenleyeceklerini hatırladı. Dağınıklığın sebebi ondandı. Kitapları konularına göre ayıracaklar, etiketleyeceklerdi. Kitap okuma alışkanlığını babasından almıştı, birlikte günde en az bir saat kitap okurlardı. Ancak şimdi, babasının sıcaklığı ve bilgeliğiyle dolu olan odada yalnızdı, babasının hatıralarıyla sarılmış bir boşluğun içinde kaybolmuş gibi hissediyordu.
Oda uzun zamandır açılmadığı için havasız kalmıştı. Hemen camı açtı, ardından sandalyeye oturup eline rastgele bir kitap aldı. Sayfalar arasında dolaşırken, hikâyedeki kadının içsel yalnızlığı ve sonbaharın melankolik etkisiyle boğuştuğu satırlara daldı. Aylin, hikâyedeki kadınla arasında bir bağ kurmuş gibi hissediyordu. Kadın, kaybettiği sevgilisine ait duygularının yavaş yavaş yok olmasından korktuğunu ve yalnızlığını belirtiyordu. Aylin, bu duyguları içinde hissetti ve hikâye boyunca bu duygu fırtınası ile sararan, savrulan yaprakların dansını gözünde canlandırdı.
Kitabın kapağında kadının elindeki yaprak, belki de, yaşamın geçiciliğini hatırlatan bir semboldü. Hikâyenin kadın karakteriyle arasında bir bağ kurmuş gibi hissediyordu. Belki de bu yüzden, her cümlenin altında kendi duygularını buluyordu.
Bir şiir dikkatini çekti.
Duygularımın başucunda
Hayat gibi sararmış yapraklar…
Ne dökülebiliyorum
Ne de dalıma tutunabiliyorum
Boşlukta öylesine savruluyorum
Uzansam şöyle gölgene
Yorgun hüznümle
Anamın kucağı gibi sarsan beni
Derinlerine karışsam köklerinin
Yeniden sürgün versem
Fışkırsam yemyeşil umutlarıma…
Minik bir çiçek olsam dalında
Meydan okusam tüm çıkmazlara…
Bu cümleler, dizeler kendi iç dünyasının bir yansıması gibiydi. Aylin'in duygularını dile getiriyordu sanki. Tekrar satırlara daldı.
"Ne zaman geceleri sever oldun, ne zaman güneşi bırakıp ayın gölgesine saklanır oldun” diye devam eden satırlarla adeta bütünleşmişti.
Babasının o dingin sesini duyar gibi oldu birden ve başını çevirdiğinde, odanın köşesinde babasının eski bir fotoğrafı gözüne ilişti. Babası, gülümseyen fotoğraftaki yüzüyle sanki ona yol gösteriyordu. Belki de bu bir işaretti. Zira gecenin sessizliği ve ayın huzur veren ışığı, ona bir tür sığınak gibi gelmeye başlamıştı. Bir yandan da pencerenin önünde, gökyüzünün muhteşem manzarası ve yıldızlar, parıldayan ışıklarıyla geceye hayat veriyordu.
Ayın nazik ışığı, odanın içine sızarken, Aylin'in ruhuna bir tür huzur yayıyordu. Babasının hatıralarıyla dolu olan bu odada, yalnız değildi artık. Fotoğraftaki o gülümseme, Aylin’e içten bir huzur verdi ve babasının her zaman yanında olduğunu hissetti. Aylardır ilk defa gülümsemişti.
Annesi Seher Hanım, Aylin’in tebessümünü görünce sevindi. Aylardır kendi acısını unutmuş, kızını teselli etmeye çalışıyordu. Aylin annesine sarılarak; “Anneciğim, artık yapmam gereken çok iş var, bu odanın düzenlemesini yapacağım.” dedi ve heyecanla devam etti; “Babacığımla yarım kalan kütüphane odasını yavaş yavaş hazırlayacağım, hem okur, hem de düzenlerim. Zaten, ileride babamın adına bir kütüphane kurmayı düşünüyorum. Çok işim var anneciğim, çok!…”
Babasının sandalyesine son bir kez baktı; “Teşekkür ederim, babacığım," dedi sessizce.
Ardından, annesi ile odadan dışarı çıktılar. Artık, içinde huzur ve kabullenmenin olduğu bir geleceğe doğru adım atıyordu.
Ve böylece, Aylin'in içindeki acı, babasının odasında kitapların arasında bulduğu huzurla dönüşüme uğramıştı.
