TÜKÜRÜK CİLASI
Eskiden öyle büyük ekskavatörler, lastik tekerlekli kepçeler, hatta kuyruk gibi traktörlerin arkasına takılan kazma ve yükleme aletleri yoktu. Ya da varsa da yaygın değildi. Bütün ağır işler kas gücüyle yapılırdı.
Şehirlerin belli noktalarında amele pazarları olurdu. Bir yerde temel mi kazılacak, atık su borusu mu döşenecek, hatta traktörün römorkuna kum mu yüklenecek, hemen birkaç amele kazma kürekleri kaparak çalışmaya başlarlardı.
Yetmişli yıllarda köyümüze ilk kez elektrik geldiğinde, elektrik direklerinin çukurlarını köylüler imece usulü kazma kürekle kazmışlardı. Köyümüzün masif kayalık zemini düşünüldüğünde, o zamanki yetişkinlerin işi hiç de kolay olmamıştı.
Köylerde ve kırsal kesimlerde kazma kürek gibi el aletleri hâlâ kullanılmaktadır. Çarşıdaki bir hırdavatçıdan kazma, kürek veya başka bir el aletinin metal kısmını satın alan köylü, sap için ayrıca para ödemek istemez. Zaten fazla parası da yoktur. Eve dönünce hemen ormana dalar ve ihtiyacına göre gürgen, meşe veya çınar gibi ağaçlardan uygun sırıklar keserek sap yapmaya koyulur. Testeresiyle kesip boyunu ayarladığı sırıkları, keserle yontarak baltasına veya küreğine sap yapar. El yapımı olduğu için pek de düzgün görünmeyen bu saplar, varsa bir ağaç törpüsüyle törpülenerek düzleştirilir. Törpüsü olmayanlar da bir parça cam kırığıyla kazıyarak sapları düzleştirmeye çalışırlar.
Yine o yıllarda üzeri plastikle kaplanmış, tutulan cismin kaymasını önleyen iş eldivenleri de pek yaygın değildi. Ameleler çalışırken kazmanın veya küreğin sapının ellerinden kaymaması için avuçlarına tükürüp sapı öylece kavrarlardı. Hatta bazıları bir eline tükürdükten sonra avuç içlerini birbirine sürterek tükürüğün her iki ele de sıvanmasını sağlamaya çalışırdı. Bazı ameleler ise parmaklarını yarı kapatarak ellerini bir çay bardağı haline getirip, işaret parmağı ile başparmağın oluşturduğu halkanın içerisine tükürürlerdi. Bu ele tükürme olayı deyimlerimize bile girmiştir. Ameleler kendi aralarında sohbet ederken “Sabahın köründe tuh deyip işe başladık” diye anlatırlar.
Sürekli tükürüklü ellerle kavranan kazma ve küreklerin sapları zamanla cilalanmış gibi parlamaya ve kayganlaşmaya başlar. Kayganlık arttıkça tükürük sayısı da artar. Ama eldeki nasırların sayısı azalır. Keza sabanın veya pulluğun kulpuyla üvendirenin sapı da tükürükle cilalanmıştır.
Bir de tükürük cilasıyla cilalanmış aletlerin saplarını, nasırlı elleriyle kavrayarak çalışan ve çocuklarını okutan babalar vardır. İşte ben de o babalardan birinin çocuğuyum. Biraz geç yaşta da olsa, tuh deyip yapıştım klavyenin sapına ve unutulmadan o günleri, başladım kayda geçirmeye.
Emeğin ve emekçinin değerinin bilindiği güzel günlere. Sevgilerimle…
Editör: Ümmügülsüm Hasyıldırım
Fotoğraf: Ara Güler
