Ters Köşe / Gülçin Granit

Yazan: Gülçin Granit -TERS KÖŞE
Advert

ÖYKÜ - 13-01-2026 16:09

TERS KÖŞE

Ayı Neco; ışıltılı gecelere, şatafatlı sahnelere, yanıp sönen meyve tabaklarına, masada göbeğini titreten dansözlere, bir de Gecelerin Bülbülü Okşan’a sevdalıydı.

Pek tabii, en büyük hüneriyse oynak gecelerde para destelerini avuç içinde kaydırarak oryantalin çıplak bedenine saçmaktı, velhasıl eğlence merkezleri Ayı Neco için açıktı. Ufacık tefecik boyu, türlü türlü huyları vardı. Ayakları bir kadının ayağı kadar minik ve zarifti. Yine de kırk bir numara ayakkabı giyer, ucunu bez parçalarıyla besler, mümkün olduğunca kimsenin evine gitmez, ayakkabının çıkarılacağı meclislere de girmezdi.

Omuzlarını geniş göstermek için sırtına attığı ceketiyle devede gider gibi sallana sallana gider, elinden tesbihi hiç ama hiç düşürmezdi. Bizim mahallenin abisi ayaklarında takılır, velakin bunu kendinden başka hiç kimse bilmezdi. Görenler selam verirler amma dönüp gittiklerinde Ayı Neco’nun ardından, “Bazı nesillerin ürememesi gerekir.” deyip veriştirirlerdi. Gecelerin Bülbülü Okşan’dan başka kimse onu kale almazdı.

Hele son zamanlarda Ayı Neco tümden dağıtmış, içmeye gündüzden başlamış, gece olunca da postunu Okşan’ın üstüne serer olmuştu. Her gece paranın suyu çekince ertesi güne sıfırdan başlardı. Yine böyle gecelerin birinde Okşan’la yıkıla devrile birlikte taksi bindiler; adamı alkol çarpmış, konuştukça ağızı yamuluyor, laflar lastik gibi uzayıp gidiyordu. Adam, Okşan’ın yanağına bir uzun bir buse kondurup:

“Bülbül’üm bira al. Senin aşkından başka bir mangır kalmadı ki bende.” dedikten sonra başını koltuğa devirdi, şoföre evinin adresini zor verebildi. Bunu duyan Okşan şaşırmıştı, erkeksi sesiyle, “Allah iyiliğini versin kız Neco, beni mekân diye getire getire ananın evine mi getirdin?” diye çıkıştı.

Okşan taksi parasını ödedi, iri kıyım vücudu olan Okşan yüksek topuklarla zar zor yürüyordu, poşetleri adama uzatarak, “Ay Neco korkmuyor musun karından, ya basarsa bizi?” diye sordu. Tam o sırada ayakkabısının topuğu otoparkın ızgarasına girdi, “Lan! Yetiş Neco, çıkar beni sıkıştığım yerden.” diye haykırdı. Adam tüm heybetsizliğiyle eğildi, “Sana demedim mi hastabakıcı gibi giyin diye.” Şeklinde söylenirken yana kaymış gözleriyle ayakkabıyı hızlıca çekti ve Okşan’ın topuğu ızgarada kaldı.

Okşan ayakkabıyı çıkartıp eline almakta karar kıldı. Çıplak ayaklarıyla yürümeye çalışıyor, bir yandan da ihtimalleri değerlendiriyordu.  “Buraya gelmekle iyi mi yaptık Neco?” diye sorunca, adam kendinden emin olmak ve olmamak arasında salınıp, “Ben de paramı kaldı başka mekâna gidecek…” deyip yandan yandan göz süzdü; “Nasıl aklımı başımdan almayı başarıyorsun? Kıyafetlerinle hiç de görünmez değilsin hani!” deyip Okşan’ın pullu bluzuna ve süper mini eteğine baktı.

Okşan; “Allah cezanı vermeye Neco, annen  alzaymır değil miydi? Beni umarım tanımaz, neyse…” deyip kol kola yürümeye devam ettiler.

“Annem bir anda her şeyi unutur bülbülüm!” diyerek Okşan’a yaslandı. Okşan, “Amanın kız Neco! Evin üst katta değil mi, karın gelirse ne olur?” diye sorunca; “He he, heyecan olur minik kuşum!” diye kekeleyerek cevap verdi. Otoparkın arka kapısından çıkıp kimseye görünmeden yıkıla kaykıla daireden içeriye girdiler.  Pencereler yeşil kadife perdelerle örtülmüştü. İçerisi zifiri karanlıktı; yalnız perde aralığından sızan güneş huzmeleri, kristal parçaları gibi sehpaya yansıyor, toz zerrecikleri havada uçuşuyordu. Loş ışıklı evde ağır bir koku hâkimdi. Anne, oğlunun yanında bir kadın görünce; gözlerini kırpıştırarak ve titrek sesle sordu; “Yeni gelin sen misin?”

Okşan önce iki kırıtıp kıkırdamaya başladı, yalandan da olsa bu sözcükler onun ruhunu okşamıştı. Ayı Neco’nun annesi bastonu havaya kaldırıp; “Senden de çocuğu var mı bu hınzırın?” diye çıkıştı. Okşan, Ayı Neco’nun gözlerinin en dehliz yerlerine baktı, acaba başka kadınlardan da çocuğu var mıydı, diye içinden geçirdi: “Aman neyse canım!” diyerek, Ayı Neco ‘ya, “Haydi aç şişeleri de güzelleşelim.” dedi.

Mezeler çıktı, biralar içildi. Ayı Neco’nun annesi oturduğu yerde yine sızmıştı. Adam pis pis sırıtarak kadını arka odaya çekti ve aceleyle yatağa ilişiverdiler. Şefkatin ılık tonlamasıyla Okşan’ı yavaş yavaş soyuyordu. Önce bluzunu çıkarıp sırtını öptü. Okşan; “Karın gelmez mi kız Neco?” dedi. “Sus...” diye inledi adam. Sıra sütyenine geldi, elleriyle kopçayı yavaş yavaş açtı. Kadını okşadı, sıcak ve kalın dudaklarından uzun buseler alırken kadını yatağa uzattı.

Okşan’ın meşhur kahkaha sesleri odadan taşıyordu. Ayı Neco, sarhoşluğun mayalı ekşiliğiyle yatakta Okşan’ın yüzüne karşı gürültülü bir dönüş yaptı. Okşan ise tatlı bir mırıltı çıkarıp Ayı Neco’ya bir deneme atışı yaparak onu aceleciliğinin eşiğinden çıkartıp aldı. Zaman denilen olgunun kapılarını yavaş yavaş örtülüyordu. Kadının cinselliği bir kurşun kalem kazası gibi siyahlaşıp derinleşirken bir taraftan da hiç susmadan zil çalıyordu. Duvarlar titriyordu ama yaşlı kadın duymuyordu. Okşan çarşaf dolanarak yatağın altına girip saklandı. Adam yataktan çıkıp kapıya gitti, tedirginlikte gözden baktı.

Ayı Neco derin bir nefes aldı ve bir müddet nefesini içinde tuttu, sonra bir balon gibi nefesini bıraktı, karısının hesabına dün toplu para yatırdığını hatırlayınca rahatladı. Yüzüne sert maske takıp kapıyı açtı.

"Ne oldu kız niye geldin?” diye çıkıştı. Adam bir taraftan da karısının elindeki küçük tencereye bakıyor, burnunu fino gibi oynatıyordu çünkü tencereden buram buram işkembe kokuları geliyordu. Çorbanın buharını içine çekti ve bir an sevgilisini içeride unutup hülyalara daldı. Uzun yıllar var ki karısı ona işkembe pişirmemişti. Bu çorba onun kırmızı çizgisiydi; “Oh! Harikasın karıcığım.” dese de karısı hiç aldırış etmeden kapıya doğru hızlı bir atak yaptı.  Ayı Neco’nun karısıyla olan ilişkisi, yatak odasının sınırlarından taşmayan sığ bir ilişkiydi. “Sana sürpriz yapmak istedim. Annene getirdim. Ha sahi! Senin burada ne işin var bu saatte?  Yine zıkkımlanmışsın, çakmağı çaksam alev alacaksın. Hani Sarı Fikret’e gidecektin bugün?”

“Yan çizdi köftehor...  Ben de anneme geldim ama bir saate buluşacağız. Sen ver tencereyi eve git hazırlan, akşama bu çorbanın bir mükâfatı olmalı değil mi?” diyerek muzipçe güldü. Gelinin içi gıcıklandı ve çorba tenceresini mutfağa bıraktı. Kayınvalidesini görmek için salona geçti, kayınvalidesinin uyukladığını gördü. Ayak sesinden irkilerek uyandı yaşlı kadın.  Karşısında başka bir kadın silüeti görünce oğluna; “Bu hangi gelin?” diye sordu. “Kaç tane olsun istersin anne?” diyerek gülüştüler. Adam karısına, “Annem her gün daha bir kötü gidiyor, ona bir hasta bakıcı tutmamız gerekiyor.” dedi ve devam etti.  “Hadi oyalanma, sen git eve, hazırlan. Ben akşama biraz erken gelirim bu gece.” dedi ve uzunca bir süre sonra karısına gülmek ve yüz vermek zorunda hissetti kendini. Bunun üzerine gelin süzüle kırıta kapıdan çıkıp gitti.

Sabaha çeyrek vardı; Ayı Neco evin kapısını anahtarla yıkıla devrile açtı, karısına verdiği sözü çoktan unutmuştu. Karısı kırmızı transparan bir kıyafet giyinmiş, salonun baş köşesinde sanki onu bekler gibi duruyordu. Ayı Neco’da yorgunluktan kimseyi görecek göz yoktu. Karısı, “Bugün erken geleceğini söylediğinde gerçek sanmıştım.” dedi. Ayı Neco ayaklarını sürüye sürüye, “Banyoya yıkanmaya giriyorum.” diyebildi. Karısı telaşla ayağa kalktı ve perdenin arkasına sakladığı sevgilisine, “Hadi çabuk çık dışarı!” diyebildi. Odanın loş ışıkları altında Sarı Fikret kapıdan süzülerek gözden kayboldu.

***

Editör: Deniz İmre

Günün Diğer Haberleri