Sözün Gücü / Mehmet Toy

Mehmet Toy -SÖZÜN GÜCÜ
Advert

DENEME - 31-08-2026 10:07

SÖZÜN GÜCÜ

“Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır”
“El yarası geçer, dil yarası geçmez”

“söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı, söz ola ağulu aşı; bal ile yağ ede."
                            Yunus Emre

En başta şunu söyleyelim ki hepimiz kulandığımız sözleri özenle seçseydik, kullandığımız sözcüklerde kusursuz olabilseydik, sadece bununla bile dünyadaki cennet denilen güzellikler boyutuna erişebilirdik. Bu çok basit görünüyor değil mi? Ama çok güçtür. Söz, sadece bir ses ya da yazı sembolü değildir. Söz bir güçtür. Kendinizi ifade ve iletişlim kurma gücüdür. Biz konuşabiliyoruz sadece, dünyada başka hangi hayvan konuşabiliyor? Söz, insan olarak sahip olduğumuz en güçlü araçtır. Ama iki yanı da keskin kılıç gibidir. Sözümüz en güzel ortamı da yaratabildiği gibi, etrafımızdaki her şeyi de yok edebilir. Söz öyle güçlü bir araçtır ki, milyonlarca insanın yaşamını değiştirebilir ya da yok edebilir. Bilindiği gibi savaşlarda komutanlar, kendilerinden daha kalabalık ordulara karşı ateşli konuşmalar yaparak saldırı emrini verirlerdi. Ajitasyonla kitleler bir savaşa sürüklenebildiğine dair tarihte çok örnekler vardır.

Sözümüzle bir insana olumsuz bir büyü de yapabiliriz ya da onu olumsuz bir büyüden kurtarabiliriz de. Mesela yolda bir arkadaşıma rastladım ve onu dikkatle süzdükten sonra ona; “Ayyy yüzündeki renk, kanser olacak insanların yüzündeki renk gibi” dedim. Arkadaşım eğer sözümü dinleyip sözümü ciddiye aldıysa uzun süre “kanser olabilirim” fikrinden kendisini kurtaramaz. Bir başka örnek; Birisi küçük bir kıza bakıp ”Bu kız ne kadar çirkin” dediğinde kız bu söz üzerine çirkin olduğuna inanır, gerçekte güzel olsa da çirkin olduğunun inancıyla büyür. Bir söz, dikkatimize çapa atarak zihnimize girebilir ve tüm inanç sistemimizi iyi ya da kötüye doğru değiştirebilir. Bura da başka bir gerçek de zihnimizin bizi yanıltmasıdır. Bize aptal denildi ve biz bunu ciddiye aldık diyelim. İnanın zihnimiz bize aptal olduğumuza dair sayısız kanıtlar sunar. En ufak bir hatamızda aptal olduğun için bunu böyle yaptın diye bizi iknaya çalışır. Çünkü zihnimiz doğru, yanlış demeden bizim düşüncemizi olduğu gibi kabul eder, hatta sorgulamaz bile.
        
“Dünyanın en lezzetli şeyi dildir çünkü hakikati dile getirip insanların iyiliği bulmasına katkı sağlar. Doğru sözler başka insanları doğru yola sevk eder ve onları cesaretlendirir. Diller sevgi ve ahenk kelimeleri ile toplumda ortak bir kültür oluşmasını ve birliğini sağlayarak onları bir arada tutar. Dil dünyanın en tatlı şeyi olduğu gibi en kötü şeyi de olabilmektedir. Yalanın ve öfke kusmanın, tehdit etmenin, kalp kırmanın tercümanı yine dildir. Dil insanı yanlışa yöneltebildiği gibi dilin söyledi yalan veya iftiralarla  bir aile veya toplum paramparça olabilir. Bütün silahlardan daha korkunç bir şekilde bulunduğu toplumu felakete sürükleyebilir.”

Ne yazık ki sözü hep utandırmak, suçlamak, küfretmek, yok etmek için kullanıyoruz. Bazen doğru kullansak da yeterli değil, çok az.
Sözümüzle bir enerji de gönderiyoruz. Diğer bir örnek, başarılı ve iyi yürekli bir kadının çok sevdiği bir kızı vardı. Birgün kadın işten çok yorgun ve bitkin eve geldi. Kendini kötü ve yorgun hissediyordu ve baş ağrısı çekiyordu. İstediği sessiz ve sakin bir ortamda dinlenebilmekti. Bundan habersiz küçük kızı da mutlu bir şekilde şarkılar söyleyip raks ediyrdu. Ancak küçük kızının gittikçe yükselen tonda söylediği şarkı ve hareketleri annesinin baş ağrılarını iyice artırmıştı. Bir an geldi ve anne kontrolünü kaybetti. Öfkeyle, küçük kızına bağırdı; “Kes sesini! O çirkin cartlak sesini. Otur yerine ve sus." Aslında mesele, küçük kızın sesinin çirkin olması değildi. Annenin o an tahamülsüz olmasıydı. Ama küçük kız annesinin sözüne inandı ve sesinin çirkin olduğundan bir daha da şarkı söylemedi. Sesi güzel olmadığı için insanlara rahatsızlık vermemeliydi. Hatta okulda tahtada konuşmakta bile artık zorlanıyordu. Şüphesiz anne bu sözünün çocuğu üzerinde yaptığı etkinin farkında bile değildi.
         
Buna benzer bir olaya da ben tanıklık ettim. Bir kasaba ortaokulunda, derste, sırada düzgün oturmayan ayağı özürlü bir öğrenciye öğretmenin; “Çek o topal bacaklarını içeriye, düzgün otur” sırf uyarmak niyetiyle söylediği söz, öğretmenin hayatına mal olmuştu. Ne mi oldu? Bu söze çok alınan çocuk tenefüste eve gidip babasını tabancasıyla okula dönmüş, ikinci derste, sınıfta tüm arkadaşlarının gözleri önünde öğretmeni kurşunlayarak öldürmüştü. Elbette bu davranışı tasvip etmek mümkün değildir. Ancak sözlerimize ne kadar dikkat etmemmiz gerektiğnin önemini vurgulamak için anlatmak istedim.
        
Dedikodu da aynı şekilde, çok olumsuz durumların oluşmasına sebep olabilir. Kişi çoğunlukla sevmediği birini yerip çekiştirmek için kullanır. Ya da; “her duyduğunu doğru sanıp yayması, kişiye günah olarak yeter” demiş büyüklerimiz. 

“Her duyduğunu doğru sanıp yayarsan/ Bilir misin ne olur/ Çok masuma zarar vermekle kalmaz/ sorumlusu da sonunda sen olursun!”

Sanılanın aksine, dünya mal, mülk ve paranın çokluğuyla cennete dönmez. Zira biz eskiler bugünkü gibi çoğu şeyimiz yokken de mutlu yaşadık ve mutluyduk. Olumsuz sözler, içimizdeki çatışmaların dışa vurumudur. Tabiri caizse tencerede ne varsa kepçeye o çıkar “Güzel düşünen güzel görür, haytından lezzet alır.” Güzel düşünen güzel konuşur. Hep olumlu konuşmaya çalışır. Haklı bile olsa bağırıp çağırarak değil, sözlerini özenle seçer. Olumsuz sözün zehir saçtığının farkındadır. Dilin kılıçtan keskin olduğunu bilir. “Tatlı dil de yılanı deliğinden çıkarır” atasözüne sıkı sıkıya bağlıdır.
        
Fıkralar, nahif espriler ve şiirler sözün tesirini artırır. Ancak sözün gücüne inanmak demek, çok konuşmak hep konuşmak demek değildir şüphesiz. Yani sözün dahi israf edilmemesi gerekir. Sözün israf edilmemesi demek, gerektiğinde susmayı becerebilmektir. Belki az konuşup çok dinleyebilmektir. Hatta iyi bir dinleyici olabilmek sanıldığı kadar kolay değildir.
Kötü söz öncelikle sahibini kirletir. Dedikodu saf zehirdir zehir saçar. Hep yanlışları görüp söylemek de her zaman doğru değildir. Sen doğruları söyledikçe yanlış zaten kendisini bulur.
         
Sözlerimizi, elbiselerimiz ve yiyeceklerimiz gibi özenle seçmiyoruz. Oysa söz elbiseden ve yiyeceğin seçiminden çok daha önemli ve etkilidir. Paranın gücüne inanıyoruz. Önemseyip özenle harcıyoruz. İsraf etmiyoruz sözün gücüne de inanıyoruz ama özenle seçip özenle harcamaya fazla dikkat etmiyoruz.
        
İnsan sürekli kendisiyle konuşan bir varlıktır. Çoğu zaman kendimize şöyle söyleriz: “Yaşlanıyorum, çirkinim, saçlarım dökülüyor, şişman görünüyorum, aptalım. Budalanın tekiyim. Asla iyi veya mükkemel biri olamayacağım. Başarılı da olamayacağım.” Bu sözleri kendimize karşı kullandığımızı düşünün, iflah olur muyuz? Elbette hayır. Aslında olumsuz düşündüğünüz için böyle görüyorsunuz. İlla doğru olduğundan değil. Sizin fikirleriniz, sizin bakış açınızdan başka birşey değildir. Fikirleriniz inançlarınızdan, egonuzdan, hayal ve rüyalarınızdan kaynaklanıyor.
       
Sözlerimizi özenle seçersek ne olur? Bir süre sonra zihnimiz ve bireysel ilişkilerimizdeki iletişimimiz duygusal zehirden arınacaktır. Önce kendimizle olan ilişkilerimizde değişim olur, sonra diğer insanlarla, özellikle yakın çevremiz ve sevdiğimiz kişilerle olan ilişkilerimiz olumlu bir şekilde dönüşür. Ağzımızdan çıkan bir söz, muhatabınızı ya size bağlayacak ya da sizden koparacaktır. Burada bir hadis sözünde belirtildiği gibi; “Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa ya iyi ve güzel söz söylesin ya da sussun.” Böyece boş gereksiz ve yersiz konuşmanın da doğru olmayacağını anlamış oluyoruz.
       
Eğer mutlu olmak istiyorsanız, özgür olmak istiyorsanız, zininizde sevgi tohumları için verimli bir ortam oluşmasını sağlamak istiyorsanız; sözlerinizi doğru ve bilinçli kullanın. Sözlerinizi sevginizi paylaşmak için kullanın. Bu pozitif büyüyü kullanın. Bunu kullanmaya önce kendinizle başlayın. Kendinize ne kadar harika ne kadar özgün ve bilge olduğunuzu söyleyin. Kendinizi çok sevdiğinizi söyleyin. Sözlerinizi, sizi üzen yargılayan, size acı veren düşüncelerden kurtulmak için kullanarak; tüm korkularınızı, haz ve sevgiye dönüştürebilirsiniz.

Bu yazıdan çıkardığımız özetle şunu diyebiliriz: Pozitif üslup dilimize ve dünyamıza hâkim olsun, kavgalar savaşlar bitsin. Anne babalar ağlamasın, aile parçalanmasın, çocuklar sahipsiz ana babasız kalmasın. Bu dünyamız da yarınlarımız da cennet olsun.

***

Editör: Suna Türkmen Güngör

Günün Diğer Haberleri