“Size dünyayı, gücü ve mutlak zaferi teslim edeceğim. Siz de yönetmem ve korumam için her şeyi bana teslim edeceksiniz. Birlikteyiz ve bu dünya bizim. Şüpheyi bırakın artık.”
SONSUZLUĞUN FREKANSI -16 / Gölge Güçlerin Yükselişi
3.BÖLÜM
MOYAR (MOR DİYAR)
3. BOYUT
MAYIS
Mayıs, Korya ve diğerleri Moyar’a gider gitmez eve dönmüş ve stüdyosuna kapanarak Mert’e nasıl yardım edebileceğini düşünmeye başlamıştı. Ona müzikle mi ulaşacaktı yoksa başka bir yol mu belirecekti önünde, hiçbir fikri yoktu. Eğer doğru yol yeni bir parça yapmaksa bunu da nasıl yapacağını ya da nereden başlayacağını bilmiyordu. Daha önce hiç böyle belirli bir hedef için üretmemişti. Normalde kendini akışa bırakır ve sonra her bir notayı ve frekansı kendiliğinden duymaya başlardı. Çıkan sonucun ne işe yarayacağını da asla bilmezdi. Şimdiyse çok net bir hedefi vardı ve zihni “Nasıl?” sorusunda takılı kalmıştı. Parmaklarıysa piyanonun tuşları üzerinde hareketsizdi. Sabırla bekliyor fakat onu küçücük bir melodiye hatta tek bir notaya bile götürecek bir his doğmuyordu içine.
Sonunda birkaç tuşa gelişigüzel bastıktan sonra sıkıntıyla kalkıp stüdyodaki üçlü koltuğa bıraktı kendini. Gözlerini kapadığı anda Mert’in yüzü belirdi gözlerinin önünde. Belki de beklediği his buydu. Hemen bütün dikkatini bu yüze verdi, kendini dışardan gelebilecek her bir sese ve etkiye tamamen kapadı. Az sonra kalp atışları iyice yavaşlamıştı. Korya ve Minel’in söylediklerini teker teker hatırlamaya başladı. En son, “Çok yavaş düşün.” demişlerdi.
— Tamam sakinim, yavaşladım, düşünüyorum.
“Mert’le aranızda başka bir bağ var, yalnızca sevgi bağı değil.” demişti, Minel.
O anda hiç üzerinde durmadığı bu sözler şimdi aklına takılıyordu.
— Ne demek ki bu?
Mayıs beynini zorluyor ama bu bağı bulamıyordu. Aklına Nisan geldi durup dururken ve hemen o anda Mert’in yüzü gitti, onunki yerleşti gözlerinin önüne.
— Ne oldu tatlım? Çok düşüncelisin.
Mayıs, Nisan’ı her düşündüğünde ona ulaşabiliyordu. O hep oradaydı, hep yanında gibiydi. Bugün de farklı olmamıştı. “Ama neden şimdi?” diye düşünürken birden duruma uyandı, kalp atışları hızlanırken yerinden fırladı.
“Yok bir şey canım. Düşüncelere dalmışım. Şimdi gitmem gerek.” deyip Nisan’ı adeta zihninden kovaladı.
— Tabii ya! Mert benim kuzenim ve Nisan’la aramızdaki bağa benzer bir bağ, büyük bir olasılıkla onunla benim aramda da var.
Hemen denemeye karar verdi ama acele ederek düşüncesizce bir hata yapmak istemiyordu. Bir yandan kendi kendine konuşup bir yandan odayı arşınlarken zihni olasılıkları sıralamaya başladı.
— Evet bunu yapabilirim ama püf noktası nedir? Nisan’la olduğu gibi olamaz, çok tehlikeli. Yavaş düşün Mayıs, yavaş…
30-35 km uzaklıkta Yeşilköy’deki ofisinde birkaç kardeşiyle görevler hakkında konuşan Mert, birden sustu.
— Ne oldu Mert?
— Efendim?
— Bir şey söylüyordun, sustun.
— Pardon kardeşim. Aklıma unuttuğum bir şey geldi de. Bana iki dakika müsaade edin. Hemen geliyorum.
Mert, biraz sarsılmış bir halde ofisten çıkıp bir üst kattaki pek kullanılmayan tuvalete girdi. Zihnindeki sesi tanımıştı. Onu sadece bir an duymasına rağmen Mayıs’ın ne yapmaya çalıştığını da hemen anlamış ve içinde az da olsa bir özlem duygusu uyanmıştı.
Yüzünü yıkadı. Kurulanırken gözleri aynadaki yansımasına takıldı. Bazen kendi yüzü bir yabancının yüzüymüş gibi geliyordu ama bugün öyle değildi. Son günlerde yaşadıkları geçmeye başladı aklından. Annesi Boleslav yakınında bir yerde değilse tuhaf bir şekilde hep kafası karışıyordu. Oysa onun yanındayken hep mutlu ve kendinden çok emin oluyordu. Bu değişken duygusal ve zihinsel durum çok yorucuydu. Üstelik buraya geldikten sonra yok olacağını düşündüğü hem zihninde hem de kalbinde var olan boşluklar, olduğu gibi varlığını koruyordu. Kendi amacını sorguluyor, annesinin verdiği görevleri yerine getirirken kendi öz varlığıyla çelişiyor ama sonuç olarak onun isteklerine boyun eğmekten de alıkoyamıyordu kendini.
Doğruyla yanlış arasındaki çizgi iyice incelmiş, aralarındaki farkı ayırt edemez duruma gelmişti. İçgüdüleri bu durumun tehlikeli olduğunu söylüyordu.
Kendisi gibi şamanlıktan gelen kardeşlerinin de aynı şekilde hissettiklerinden emindi. Onlarla arasındaki bağ kuvvetliydi ve belki de bu konuyu onlarla konuşmanın vakti gelmişti. Öte yandan, büyücü olarak büyüyen kardeşlerinin de benzer kafa karışıklıkları yaşadıklarını gözlemlese de onların tepkileri çok daha farklıydı; sahip oldukları yeni güçlerin ve ölümsüzlüklerinin sarhoşluğuna kapılmışlardı. Hiçbir şeyi sorgulamıyor ve Boleslav’ın planlarını uygulamakta hiç tereddüt etmiyorlardı. Ve bu da onları çok tehlikeli yapıyordu.
