SENDE KALDIM
İçimde bir sıkıntı mı bir daralma mı desem rahat vermiyor, deli danalar gibi odanın içinde dolanıp duruyordum. Ellerim, belime gidip bir anlık dinlenmek isteyen bir kuş gibi konuyor, sonra belimden kalkıp dudaklarıma gidiyordu. Düşüncelerime destek verircesine parmak uçlarım, dudağımı sıkıp biraz da yamultuyordu. Hızını alamadığı belli; masaya dokunuyor, kokusunu içime çekiyor, derin bir nefes alıp gözlerimi bir anlığına kapatıyordum. Pencereye koşuyordum. Perdeyi açıp, pencerenin kulpundan tutup özgürlüğe kavuşmuş gibi soluyordum.
Gözlerim, dışarda sıralanmış ağaçlarda dolanıyor; içimdeki hisler, kalktığım yatağın bir yanının boş olduğunu gözlerimin önüne seriyordu. Kalbimin alarmı, pencerenin pervazındaki ellerimi sarsıyordu. Kaç büyüklüğünde olduğunu anlayamadığım bu deprem, yüreğimi çatırdatarak bölüyordu. Odanın her yerine sinen o tanıdık beni rahatlatan kokun, bir hediye verir gibi en zor anımda seni hatırlatıyordu. Biraz nefeslenen kalbim, kırıklarının acısını duymaya başlıyordu. Odayı her arşınladığımda dizlerimin üzerinde geceliğim uçuşuyordu.
Zaman durmuş zihnime geçmişi fısıldıyordu. Gecenin bir yarısı bir battaniye bize ev sahipliği yapıyordu. Dumanı üzerinde kahvelerimizle. Kulağımın dibinde fısıldayan sesinle yıldızlar gözlerime akıyordu. Tılsımlı kelimeler, beni kendine hapsederken cehennemin kapısındaki Hades’in bakışlarının önünden cennete ulaşıyordum.
An, bize salıncak olmuş bir ileri bir geri sallıyordu. Gözlerimiz kapalı, parmakların parmak uçlarımda dolanırken dokunuşlarımız dilimiz olmuştu. Bu ana kök salmak istiyordum. Sensiz geceye, sensiz düşlere, sensiz gün batımına, sensiz bir güne uyanmak istemiyorum. Sol yanım kara kış yaşarken gelen baharı istemiyorum.
Seninle yıldızlar gözlerime göç ederken kader şimdi seni neden elimden aldı? Her damla, bakışlarımdaki yıldızları koparıp attı.
***
