Rüyadaki Ayna / Aydın Hanzala

Yazan: Aydın Hanzala -RÜYADAKİ AYNA
Advert

ÖYKÜ - 26-09-2023 21:53

RÜYADAKİ AYNA

Mevsim sonbahar aylardan eylül sonu, geceler uzamaya başlar, uykular tatlı, rüyalar güzeldi...

Yirmi beş, otuz yaşlarında selvi boylu, sırma saçlı, iri gözlü, dolgun dudaklı, yüzü pürüzsüz,  güzelliği göz kamaştıran genç kadın aynanın karşısına geçti ve güzelliğini seyre daldı. Kendini seyretmeye doyamıyor, kendi güzelliğine hayran oluyordu. "Böylesi bir güzellik kimde var?" diye kendi kendine söyleniyordu...

Adeta güzelliğinden haz alıyordu, kendine bir aşık gibi bakıyordu.

Hem Leyla, hem Mecnun idi kendi kendine...
Güzelliği ona mahcubiyetten çok şımarıklık, kibirlilik yaşatıyordu. O, güzelliği sebebiyle hiç kimseyi beğenmiyor, insanlara küstahça davranıyor ve tepeden bakıyordu...

Uzun süre aynada kendini seyredip kendi güzelliğine övgüler yağdırdıktan sonra; "Haydi bakalım uyku zamanı, kendine dikkat etmelisin ki güzelliğine zarar gelmesin." dedi kendi kendine ve yatağına uzanıp uykuya daldı genç kadın...

Pencereden sabah güneşi yüzüne vurdu, güneşin ışığı yüzündeki güzelliğe güzellik katıyordu... Saçları o kadar gürdü ki neredeyse yastığın tamamına yayılmıştı, bir rüya perisi gibi görünüyordu...
Gözlerini açtı, yüzüne huzur, gözlerine bir gülüş hakim oldu...

Yatağından kalktı, kahvaltısını özenle yaptıktan sonra elbiselerinden en güzelini seçti, giyindi, saçlarına gereken özeni gösterdi, gözlerine sürme çekti, yüzüne makyajını yaptı, aynada kendine bir kez daha baktı ve "Seni seviyorum, sana aşığım Lale'm." dedi ve gülümsedi.

Çantasını taktı koluna dışarı çıktı. Bugün farklı yerleri gezmek istiyordu, istikametini değiştirdi. Bir çok yeri gezdi, dolaştı...

Birden kendini çok eski bir evin karşısında buldu, eve baktı, neredeyse tarih olmuş duvarlar, evin kapısı hakeza aynı eskilikteydi, ev çok sade olmakla beraber yaşanmışlıkların ağır yükünü yüklenmiş gibiydi; sanki beli bükülmüş, bastonuyla  ayakta zar zor duran kocamış bir insanı andırıyordu...

Genç ve güzel kadın hayretle eve baktı ve "Ben de mi böyle olacağım, bu güzelliğim beni bırakacak mı? Olamaz, olmamalı, ben güzelliğim olmadan yaşayamam." dedi ve gözleri nemlendi.

Eve biraz daha yaklaştı, daha dikkatli süzmeye başladı, başını yukarı doğru kaldırdı ve gözleri bir totem tabelasını andıran saate takıldı. Aklı bu eski eve ve saate takıldı. Beynine kan fışkırdı, gözleri kızarmaya başladı;
"Evet ben de böyle eskiyeceğim, yıpranacağım, bu güzelliğimden eser kalmayacak, elimde bastonla gezeceğim, bastonsuz ayakta duramayacağım." dedi ve ağlamaya başladı.
Hıçkırıklarla konuşmaya devam etti; "Ben bu güzelliğime aşığım, bu güzelliğimi kaybedersem yaşayamam." dedi ve sustu...

Saate baktı ve yine konuşmaya başladı; "Bu saati, bu zamanı, takvimleri durdurmak mümkün mü?

Günleri, haftaları, ayları, yılları durdurmak mümkün mü? Zaman durmuyor, güzelliğim saati durduramaz. Ben neye, kime güvenmişim böyle?  güzelliğim baki değil, ben baki değilim, zaman alıyor gençliğimi ve ben engel olamıyorum."

Haykırarak; "Nasıl bir yanılgının, nasıl bir duyarsızlığın, nasıl bir sorumsuzluğun içinde kaybolmuşum ben?

Geçici bir güzelliğin rüzgarında savurmuşum bütün özümü, kaybetmişim insanlığımı, yok saymışım kendimi." dedi ve ağladı...

Birden yatağından fırladı, gözlerinden yaşlar hâlâ akıyordu, yüzünde, alnında boncuk boncuk ter akıyordu; "Ohhh be! Sadece bir rüyaymış." dedi.

Kalktı yüzünü yıkadı, aynadan kendine baktı, içinde o güzelliği övecek bir duygunun kalmadığını hissetti... Bir kahve yaptı, içerken hâlâ rüyadaydı aklı.

Düşündü ve "Ne güzel bir rüyaydı, o eskimiş ev ve saat gerçek bir ayna oldu bana." dedi ve gülümsedi...

Günün Diğer Haberleri