PAS TUTMUŞ RUBAİLER
Uzattım yorgun ayaklarımı denize
Dilimde pas tutmuş rubailer.
İçimde hapsolmuş gençlik yıllarım
Unutmak istesem de dalgalar seni söyler.
Yeniden uçmak isteyen
Kanadı kırık serçe gibi mahsun,
Çamur içinde gökkuşağı arayan çocuk
kadar afacan.
Ve dahi
Yüz görümü beklemeyen gelin kadar
heyecan,
Susturulmuş kalemin
İlk başkaldırışı değildi ki bu.
Yürek kırık, yâr benden uzak,
Sevdasız geçen geceler kör tuzak.
Devran bu; kul olmuş kula uşak.
Gönül gel seninle dertleşelim.
Kehribar sarısı akşamlar
Ağıt karası gecelere devrilirken
Birbirinden habersiz ışıklar yayılırdı
Karanlık kentin uçurumlarına.
Yamaca tutunmuş çaresiz ellerin
İbretlik fotoğrafları
Kirpikler arasında gömülürken,
Çıkmaz sokaklara yayılan çaresizliğin
kulak tırmalayan sesi
Bir başka teslimiyet yaşardı.
Dünden kalan naftalin kokulu
O güzelim kolalı mendiller şimdi arafta.
Ne çabuk unuttuk,
Nasırı acıtmayan anam tadındaki elleri.
İçimizi dışa vuran çocuksu cümleleri,
Boş beşikte büyütülen ümitleri
Tek göz odaya sığdırılan hayalleri.
Haaaa!
Bir de aşk var başbelası
Birbirinden kaçan eller
Taş altına saklanmış kokulu nameler.
Mahçup, kırılgan ve asi.
Utangaç bakışlara nikahlı gözler.
Kalem riya, kalem kusur, söz uçucu
Var mı bunun günahsız yolcusu?
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
