ÖLDÜRMEYİN İÇİNİZDEKİ ÇOCUĞU
Hiçbir zaman öldürmek istemedim içimdeki çocuğu…
Bazen dünyaya küstüğümde, insanlar fazlasıyla gerçek ve fazlasıyla acımasız geldiğinde, içimde bir yerde saklanan o küçük varlıkla göz göze gelirim. Ne zaman yaşamak ağırlaşsa, ne zaman kelimeler suskunluğa dönüşse o çıkagelir. Sanki bir rüyanın içinden yürüyüp gelir de kalbime oturur. Ve sadece susar. Ama öyle bir susar ki o sessizlikte bile bir dil vardır. Bu sadece çocukların bildiği, sadece çocuk gibi yaşamayı seçenlerin anlayabileceği türdendir.
Çocuk olmak, çoğu kişinin sandığı gibi bir yaş meselesi değildir. O bir bilinçtir, bir duru algı hâlidir. Her şeyin karmaşıklaştığı bir çağda, basitliğin bilgeliğidir; çocuk olmak. Günün birinde büyüdük sanırız. Oysa büyümek, çoğu zaman unutmak demektir. Unuttuğumuz ilk şey ise kendimiz oluruz. Ama içimizde bir çocuk, sabırla bekler. Ne zaman bir ağacın altına oturup toprağın kokusunu içimize çeksek ne zaman gökyüzüne bakıp bir buluta isim versek, o çocuk yeniden kıpırdanır. Çünkü doğayla konuşabilen tek yanımız odur. Onun için, öldürmeyin içinizdeki çocuğu.
Şamanların dediği gibi, rüyalar yolculuktur. İçimdeki çocukla ben en çok o yolculuklarda karşılaşırım. O beni hayvan ruhlarıyla tanıştırır, ağaçlarla konuşturur, taşlara hikâyeler anlatır. O, kaybolduğum anda yolumu bulmama yardım eder. Çünkü o; gerçeğin değil, hakikatin çocuğudur. Hakikat, bazen bir gülümsemenin ardına gizlenmiş bir gözyaşı olabilir.
Zamanla öğrendim ki doğrular ile gerçekler farklı şeylermiş. Gerçek, herkesin önünde duran keskin bir çizgi; ama doğru, kalpten geçen yol. İçimdeki çocuk bunu hep bilir. Soğuk düşüncenin, yani aklın ve mantığın hüküm sürdüğü anlarda bile onun sesi, sezgilerimin içinden usulca yükselir.
“Buradayım,” der.
“Unutma.” der.
Evet, bazen ben de unutuyorum. Hayatın telaşında, yetişkinliğin kalabalığında, sorumlulukların yorgunluğunda içimdeki çocuğu ihmal ediyorum. Ama ne zaman bir yağmur başlasa, ne zaman bir yaprak savrulsa önüme, ne zaman bir çocuğun kahkahasını duysam, içimde bir şey uyanıyor. Belki de gerçek iyileşme, o sesi tekrar duymakla başlıyor.
İçimizdeki çocuk ölmez. Biz ona sırtımızı dönebiliriz ama o oradadır. Terk edilmiş bir parkta paslanmış bir salıncakta, yarım kalmış bir resimde, eski bir masalda, suskun bir bakışta… Bazen sadece gözlerimizle değil, kalbimizle bakmayı hatırladığımızda onu yeniden görebiliriz.
İçimdeki çocukla yaşıyorum hâlâ. En çok onunla güldüm; ama en derin gözyaşlarını da onunla döktüm. Çünkü o, benliğimin en çıplak, en sahici hâli. Onu kaybetmek, kendimi kaybetmek olurdu.
Ben kendimi bulmak isteyen her insanın önce o çocuğu bulması gerektiğine inanıyorum. Kaybetmeyin gönlünüzdeki çocuğu.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
