Oğluma Mektup / Gülçin Granit

Yazan: Gülçin Granit -OĞLUMA MEKTUP
Advert

ÖYKÜ - 07-09-2025 19:29

OĞLUMA MEKTUP

Hızla geçen acımasız yılların önünde durulmuyor. Savurup atıyor zaman! 
Kardeşinle çarçabuk büyüdünüz, ben de ona hakeza... Saçıma düşen aklar sizler kadar değerli, onlar bana anneniz olduğumu anımsatıyor.

Bir gün uyandım ki ak düşmüş saçlarımı da yastığın üzerinde bırakmışım. Hiç önemi yok oğul! Saçlar kapatılır, gizlenir ama içimdeki bu hasret… Asla! İşte onu kapatacak hiçbir duygu veya nesneye rastlamadım. Saçlarım yok belki ama siz varsınız; kâh hayatımda, kâh hatıralarımda, o da yeter bana. Hatırlar mısın bilmem, ilk sevgilin Handan’ı gördüm sokakta.

Evlenmiş bir kızı, bir de oğlu olmuş. Kocası tır şoförüymüş, sık sık gidermiş uzaklara. O da gurbetlik çekermiş, kızın da kaderine bak oğul. Kimi sevecek olsa, hep uzaklarda… İnşallah, kaderi benim kaderime benzemez. Tanrım, güzel kaderler yaz ona…

Büyürken çok haylazlıklarınız oldu ama çocuk olmak da biraz böyle bir şey. Her yaramazlık yapışınızda sizi karşıma alıp kızmazdım. Bu sebepten, şimdiki gibi mektup yazar bırakırdım masanıza. Ben hiç değişmedim, yine aynı anneyim. Yine özlemlerimi mektup yazıp bırakıyorum masanıza.

Şimdi çok uzaklardasın; hiç olmazsa rüyalarıma gel; gel ki hasretlik giderelim oğul! Sımsıkı sarılalım doyasıya, öpüp koklayım, ağlayayım doyasıya. Ne zaman biter bu hasretlik? Bilemiyorum, lütfen Tanrım!...

Dayanamıyorum... En sevdiğin yemekleri pişiriyorum mutlaka, sanki sen varsın gibi yanımda. Boğazımda kalıyor yiyemiyorum, sonra sokak hayvanlarına bırakıyorum. Ne çok severdin kedi ve köpekleri… Tarçın var ya; o da senden sonra keyifsiz, seni görünce o kuyruğunu nasıl da pervane gibi sallardı. Bir daha rastlamadım sevindiğine. Yaşıyor, o da yaşlandı. Ağızında dişi kalmadı. Harçlıklarının tamamıyla yaş mama alırdın onlara.

Artık ben de o canların kıymetini sayende anladım. Onlara senin en çok sevdiğin yemekleri veriyorum. Biliyor musun, onların da en çok sevdiği yemek etli dolma. Böylelikle seni anıp yâd ediyoruz.

Babanı soracak olursan, aynı tas aynı hamam. Biliyorsun psikolojik rahatsız; evin sadrazamı gibi yaşıyor koltuğunda, elinde akşama kadar kumanda. Arzularını savurup duruyor, artık ne varsa… Yine hiçbir işte dikiş tutturamadı. Bir büfe açtı biliyorsun, imanımızı gevretti. 
“Büfeyi aç Ayşe, malları al Ayşe, Ayşe de Ayşe!”

Bütün sorumluluk omuzlarımda; dükkânı kimin açtığı, işlettiği muamma… Kardeşlerinde çok kızıyorlar bu duruma. Acıyorlar bana. Ev, iş derken parçalanıyorum koşturmaktan. Ya baban! Umurunda bile değil, yine gamsız baykuş. Her şey önüne gelsin, önünden kalksın gitsin istiyor. Biri gelsin, diğeri gitsin. Hayat onun için dönüyor nasılsa.

Yine şiir yazıyor musun? Hani öyle, tam da bam teline... Yazmayı seviyorsun. Tuttuğun günlükleri, defter arasından düşen küçük notları büyük bir zevkle okuyor ve saklarım hala. Sevgilin de ne kadar şanslıymış, bugüne kadar bana şiir okuyan olmadı. A! Hakkını yemeyim ama anneler gününde yazdığın şiirle nasıl da gönlümü fetih etmiştin. O kâğıdı muska yaptım saklıyorum boynumda.  Baban da okusaydı keşke bana, ya da yazsaydı.

Şairler hassas olur, babansa hep bir başka. Sen de beni özledin mi oğul, anıyor musun sen de  özlemle? Bahçeyi hep sardunyalarla bezedim. Ne çok severdin sardunyaları; beyazı, pembesi ve kırmızısı. Sabah ezanında namazın ardından suluyorum onları. Konuşuyorum onlarla sanki yanımdasın gibi. Biliyor musun hepsinin de adı Ferdi!

Anneler oğullarını unutmaz! Ben seni yaşadığım sürece unutmayacağım. Şimdi neredesin, ne hal üzeresin bilmiyorum. Seni düşünmeden geçirdiğim bir anım bile yok. Okullar dağıldığında birazdan geleceğini düşünüp, kapının çalmasını bekliyorum.

Tesadüfen o saatte, sen değil de başkası gelecek olsa içimden sayıp döküyorum. Büyük hayallerim suya düşüyor o an. Benim sana kavuşmaktan başka ne hayalim olur ki oğul? Şu hayatta en büyük hayalimsin. Her misafir geldiğinde mutlaka ıslak kek yapıyorum böreklerin yanına.

Niye mi? Tabi ki sen seversin diye. Başkaları, senin sevdiğin şeyleri yerse, bana haz veriyor. Biliyorum ki onlar yiyor, sen doyuyorsun karşımda. Saymadım, kaç yıl geçti seni görmeyeli? Saymak da istemiyorum, hasretle geçen günlerimi.

Gitme dedim, Gitme! Arkadaşlarınla o denize gitme! Dinlemedin, henüz hayatının baharındaydın. Ardından bağrıma bir hançer saplandı, göğüs kafesim daraldı, iman tahtam çürüdü. Nefessiz kaldım, biliyordum ki kötü bir haber alacaktım. Bekledim gelmedin, akşama doğru acıklı bir telefon çaldı. Arayan emniyet güçleriydi. “Ferdi’nin annesi misiniz?” diyen o sesi duyduğumda dünyam başıma yıkıldı.

Gözlerim karardı, koşarak gittim hastanenin morguna, kucakladım soğuk bedenini. Ya, şimdi yine geldi o temmuz! Gelmesin istiyorum! Gelmesin! Senin beni terk ettiğin o mevsim hiç gelmesin. Mevsimlerin içinden silinsin bu yaz.

Denizler kurusun, çöllere dönsün. Hiçbir çocuk giremesin denize. Yıllar var ki ayağımı sokmadım, görmeye bile tahammülüm yok. Hava kavuruyor canlıları, aynı benim hasretim gibi. Sen benim oğlumsun! Nasıl verdim seni toprağa? O gün bugündür, birlikte yatıyoruz bu mezarlıkta.

***

TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE  KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...

Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz

Editör: Nevin Bahtışen

Günün Diğer Haberleri