Metin Altıok - Kaybolan Parçanın Ardında / Deniz İmre

Hazırlayan: Deniz İmre -METİN ALTIOK / KAYBOLAN PARÇANIN ARDINDA
Advert

BİYOGRAFİ - 10-07-2025 21:30

METİN ALTIOK / KAYBOLAN PARÇANIN ARDINDA

2 Temmuz 2025… 
Günlerden Çarşamba… 
İçim buruk…
Kulağımda kulaklık; Sezen Aksu söylüyor, ben de dinliyorum:

“Ah kavaklar, kavaklar...
bedenim üşür, yüreğim sızlar.
beni hoyrat bir makasla
eski bir fotoğraftan oydular.
orda kaldı yanağımın yarısı,
kendini boşlukla tamamlar.
omzumda bir kesik el,
ki hala durmadan kanar.
ah kavaklar, kavaklar...
acı düştü peşime 
ardımdan ıslık çalar.”

Her bir nota, içimde bir yerlere dokunuyor. Sezen Aksu’nun o saf ve naif sesi, şairin o kelimelerini sanki ruhuma kanatırcasına kazıyor. Melodi, hüzünle yoğrulmuş olsa da bir şekilde kalbime bir şeyler fısıldıyor. Şarkının o "Beni hoyrat bir makasla eski bir fotoğraftan oydular." dizesi, içimde kaybolan bir yanın dipsiz boşluğuna üşütürcesine işliyor. Bir fotoğrafın yarısı gibi eksik kalan parçamı hatırlıyorum; sağalmayan, bir yara gibi çoğalan… Sezen’in sesinde yankı bulan boşluk, her dinleyişimde o kaybolan parçayı hatırlatıyor.

Bilirsiniz belki siz de dinlediğim “Kavaklar” şarkısı Onno Tunç’un bestelediği bir Metin Altıok şiiridir.

Bu şarkı, aslında bir yitim değil, kaybolan bir şeyin izlerini sürmeye çalışan bir hatırlatıcı sanki. Ve belki de en çok bu yüzden, "Kavaklar"ı her dinlediğimde, tıpkı Metin Altıok’un şiirleri gibi, o parçanın peşinden sürükleniyorum.

Metin Altıok, tıpkı o şarkıda olduğu gibi, içindeki boşluğu, kaybolan bir sevgiyi, o parçayı arayan bir şairdi. Şiirlerinde varlık ile yokluk arasında, bir kaybolmuşluğu ve onu bulma çabasını derinden ve kolayca hissedebilirsiniz. O kaybolan parça, bir eksiklikti; içindeki bir boşluktu, sevgi eksikliği, yalnızlık ve bir toplumsal belleğin kaybolmuş izleriydi. Altıok’un hayatı da tıpkı bu boşluğu arayan bir yolculuktu.

Metin Altıok’un yaşamındaki en belirgin eksiklik, sevgiye duyduğu açlıktı. Ailesinde hep eksik bir sevgiyle büyümüştü, Metin Altıok. Bunu asıl yaratan kişi ise, annesiydi. Baskın ve sevgisini çocuklarına aktaramayan bir kadının evladı olmak, onun içini kemiren bir yara gibiydi. Şairin anne eksikliği, mizacındaki hüznün en büyük etkenlerinden biriydi ve bu, şiirinde de varlığını sürdürmüştü.

Bir sohbette ablası Meral, Metin’le geçirdiği o çocukluk günlerini anarken; “Günlerdir birlikte yaşadığımız mutlu bir çocukluk anımızı hatırlamaya çalışıyorum. Üzgünüm, ama bulamıyorum. Biz hiç çocuk olmadık. Abla-kardeş hiç oynamadık. Biraz aramızdaki yaş farkından, biraz annemiz yüzünden… Kısacası, mutsuz bir ailede, hüzünlü bir çocukluğu paylaştık seninle. (…) Tavan arasında bir odamız vardı. Orayı verdiler sana. Ne kadar mutlu olmuştun. Evdekilerden uzak bir dünya yarattın kendine. İlk resimlerin orda şekillenmeye, ilk dizelerin o odada yazılmaya başladı.” diyecektir, çok sonraları… Kim bilir; ailesi, ona sığınak değil, kaçış alanı sunmuştu belki de.

Şiirlerinde bu sevgi eksikliğini, aile ilişkilerinin kırıklığını sıkça işler Altıok.

"Komşunun oğlu kadar sevildiğine inanan” şair, annesinin ona verdiği sevgiyi hep yetersiz bulmuş, bu duygusal boşluk, onun hayatını şekillendiren bir temaya dönüşmüştür. Annesinin sevgisizliği Metin’in dünyasında bir karanlık yaratmış, bu karanlık, onun şiirlerine de yansıyan bir içsel boşluğu ortaya çıkarmıştır.

Kendisi ise kızı Zeynep’e, kendisinin annesiyle yaşayamadığı, onda göremediği o sevgiyi doruklara çıkaracak şekilde yaşatmıştır.

“ölümü arayarak geçti,
bunca yılım.
kötü annem
beni komşunun oğlu kadar seven,
yok olan babamdı belki
ölüm tutkumu pekiştiren.”

diye seslenen Metin Altıok’un şiirlerinde bu eksik sevgi duygusu, sıklıkla ölümle iç içe geçmiştir. Ölüm, bir arayışın ve kaybolan o parçanın sembolüdür.

1993 yılı, Metin Altıok’un hayatındaki en karanlık dönüm noktasıdır.

2 Temmuz 1993 tarihinde, bir şiirinde

“donmuş kentlerden geldin, 
sen bu kavruk yangın yerine
ben alevi giydim de 
künyeme külü
adım diye geçirdim.”

diyerek sanki kaderini biliyormuşçasına bahsettiği Sivas’a düşer yolu; Pir Sultan Abdal Şenlikleri'ne katılmak için… Onlarca şair, yazar ve aydınla birlikte...

Ancak, yola çıkan yazarlar, şairler ve aydınlar, ne yazık ki nefretin ve karanlığın kurbanı oldular, Madımak Oteli’nde… Altıok, henüz yaşaması gereken çok şeyi olan bir şair olarak 9 Temmuz 1993 tarihinde hayatını kaybetti.

Sivas’taki olaylar, Altıok’un şiirindeki “ölüm ve kaybolan parça” temalarını adeta somutlaştırmıştı. Onun yaşamındaki boşluk, kaybolan bir toplumsal belleğin ve bir toplumun, bir halkın da kaybıydı. Madımak’taki o ölüm, nicesi gibi sadece bir bireyin değil, bir toplumun da kaybıydı.

Altıok, o karanlık günde, bir şiir değil, halkın sesini taşıyan bir parça olarak kayboldu. Bu kayıp, tıpkı şiirlerinde olduğu gibi, bir toplumsal boşluğu, bir eksikliği simgeliyordu.

Altıok’un ölümünü, Sezen Aksu’nun şarkısındaki gibi kavaklarla, rüzgârla savrulmuş yapraklarla dolu bir boşluk takip etti.

Onun şiirlerinin gücü, sadece bireysel bir kaybı değil, aynı zamanda toplumsal bir belleği de anlatmasından gelir. O, yalnızca kişisel bir acıyı değil, bir halkın acısını da dile getirmiştir.

Resimle başladığı sanat hayatına şiirle devam eden Metin Altıok, yaratıcı ve çok yönlü bir şairdi. Metin Altıok’un şiirleri bir bütün olarak ele alındığında, düşünsel boyutu derinlere yerleştirilmiş biçimle karşılaşılır. Şiirlerinde işlenen konular aşk, yabancılaşma, dostluk, ikilem, çocukluk-çocuk başlıkları altında toplanabilir.

Hayatına adeta kardeş edilen acıyla şiirin taşlı yollarına düşen Altıok, hikâye edilir ki felsefe öğretmenliği döneminde Bingöl Lisesi’nin penceresinden bakıldığında görünen kavak ağaçları için yazmıştır “Kavaklar” şiirini... Gün boyu kargalar kakırdayarak tünerler, kavak ağaçlarının dallarına. Bir gün öğrenciler ve öğretmenleri Altıok tanık olur ki tüm kavaklar kesilmiştir. Kargalar gelip kavakların kesildiği yere konar, sonra bir daha görünmemecesine çekip giderler. İşte o şiir, o kavaklara dairdir.

Kim bilir, bir gün belki de biz de bir kavak ağacının altına oturup o kaybolan parçamızı tekrar bulacağız. Ama bu defa, sadece geçmişi değil, kaybolan insanlığımızı da hatırlayacağız. Çünkü kaybolan her şey, bir şekilde tekrar geri gelir elbet… Ve geriye kalan boşluk, elbet bir gün tamamlanır.

Ve bir daha hiç bir fotoğraftan “alevle oyulmaz” gülen yüzü, bir insanın…

Metin Altıok’a saygıyla…

***

TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE  KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...

Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz

Günün Diğer Haberleri