KÜF KOKUSU
"Bu binada oturulmaz; orta hasarlı. Yıkılması lazım!" dediler ve gittiler. Kapıyı da çektiler giderken. Ne denirdi ki, unutmuşum. Bakakaldım, yüzümde anlamsızca gezinen gözlerine. Bir çift yuvarlak, içinde fıldır fıldır iki tortop sığırcık yavrusu... O kadar...
Ne zamandır pencerenin önündeki küf rengi bu koltukla hemhal olduğumu unutmuştum. Küf tutmuştum onunla birlikte. Dün müydü, iki yıl önce miydi yoksa terkedilince miydi? Unuttum. Unutulacak şey miydi? Şey kimdi peki, unutulan bensem eğer? İçerlemiş miydim, bilemiyordum.
Dışarlamadığım aşikârdı. Televizyonun kumandası da çalışmıyordu üstelik. Yaşantımın bir yerinde takılı kalmış spiker, durmaksızın konuşuyordu sesler ve harfler şeklinde. Kulağıma ara sıra çalınıyordu. Hadi o neyse de küf kokusu burnumdan hiç çıkmıyordu. Kesif bir küf kokusu... Mobilyalara, parkelere, duvarlara sinmekle kalmamış, çoktan istila etmişti.
Kokuyla baş etmem imkansızdı. Koku kazanmıştı. Belki de ruhumdan başlamıştı çürüme. Öbek öbek atılıyordum koltuğa. Garipsemiyordum bu tutunma çabasını. Evriliyordum günden güne rutubetli bir yalnızlığa. Yokluğumda hiçliğe kaçıyordum. Ona kadar sayıyor, sonra aramıyordum kendimi.
Kaybolmam için önce var olmam gerekiyordu. Var olan aranırdı. Varsan, etrafında birileri vardı. Ya yoksan? Kanıksıyordun yok kelimesini.
Dokunmuyordu kanıma. Örümcek ağı kaplamış anılara nedense hiç dokunamıyordum. Duvarın köşesinde hareketsizce tutunmuştum vantuzlarımla, hayatta tutunamadığım ne varsa.
Bir bacağı sallandı emektar koltuğun. Üç beş saniye kadardı. Belki de artçı bir zelzeleydi. Neler taşımıştı üstünde, neler! Ne yükler... Babamın dilsizliğini, annemin sessizliğini nasıl kaldırmıştır mesela. Sessiz kavgalarını, çok sonra dünyadan bir kazayla apansız ayrılışlarını... Babamın gelmediği geceler üzülmüş müdür annem? Şikayet etmezdi ki. Susardı mütemadiyen. Bilemezdim içini. Benim için hâlâ sır, hâlâ müphem. "Gelirim" demişti o da. Neydi adı?
Her neyse. Duydum, taşınmış; Nazan'la hayatını birleştirmiş. İşitince sarsıldım, kalkamadım yerimden. Küf rengi koltuğa yapıştım kaldım. Küf tuttuk beraber. Onun içi çürük çıktı benimse izbe ömrüm çürüdü. Burnumda geçmeyen rutubet kokusu kaldı.
Truva Edebiyat Dergisi