KIRMIZI PATİK
Bir bebeğin, annesinin ördüğü kırmızı patiklerin
ipliğine bağlı yaşamında,
Ömre biçilen süre,
Yaradan’dan başka
tayin edilebilir mi?
Düşündükçe akıl almaz, acımasız…
Ve ne yazık ki çoğu zaman umursamaz bir tavırla,
Büyüklerin yaptığı yanlışlarla, bilinçsizce…
Konuşmak ne mümkün, büyükler dururken;
Sorgusuz, sualsiz…
Onlar karar verir,
Bir nefesi sonlandırmaya
Bu kadar basitçe.
Neymiş gerekçe;
Kız olarak doğmakmış bu dünyaya…
Ve onunla birlikte ağlayan bebek,
Sayılırmış uğursuzluğa.
Çok değil, daha yetmiş yıl önce,
Doğal karşılanırdı bu acı düşünce;
Bazı coğrafyalarda,
Bazı örf ve adetlerin gölgesinde…
Nefes alması,
Tutunması hayata yeniden,
imkânsız görünse de
Kırmızı patikler engel olabilir miydi,
sonsuzluğa, gözlerini yummasına?
Bozulabilir miydi bu oyun?
Beşiğinde olmadığını gören anne,
Gözyaşları içinde sorar:
“Nerede yavrucağım?
Nerede?”
Mışıl mışıl uyuyor sanırken,
Öyle olmadığını görünce
Sorar yeniden, çaresizce:
"Nerede yavrucağım, nerede?"
Kopar yüreğinde fırtına,
Bir türlü dinmez.
Henüz bebeğine elveda demeye hazır değilken
Öğrenir olanları,
Verir velveleye ortalığı!
Harekete geçer o an;
Henüz sütten kesilmemiş bir anne,
Avucuna alır ördüğü kırmızı patikleri,
Tutar sımsıkı.
Dayanağıdır o an
İlmek ilmek ördüğü umut.
Düşer yola,
Bilmeden onu nelerin beklediğini.
Dalar karanlığa gözyaşlarıyla;
Ormanın derinliklerine,
Mezarlığın ta içine…
Bir umut…
Yalvarır kadere:
"Boz bu oyunu…"
Yeniden hayata tutunsun diye
Diler bir mucize...
Ve ansızın kader aralanır,
Girer araya...
Müsaade etmez,
Yavrucağın soğukta ölüme terk edilmesine.
Sessizlik ve karanlık, yol arkadaşıdır artık.
Anne inanamaz gözlerine,
Yavrucağını görür oracıkta;
Sarılır, sımsıkı basar bağrına.
Anne işte…
Kayar avucundan, kırmızı patikler,
Düşer yere, usulca
Ama o patiklerdir,
Hayata tutunuşun sessiz tanığı.
Ve işte…
Kader değil yalnızca oyunu bozan.
Kırmızı patiklerdir bazen,
Ölüme karşı direnen.
***
