KARŞILIKSIZ İYİLİK VAR MIDIR?
Şimdi herkese:"Karşılıksız iyilik diye bir şey var mıdır?" diye sorsam, "Evet, elbette ki var! Bu da soru mu şimdi?" diye cevap verecektir ama ben daha da derinlere inerek ve yaşadığım tecrübelere dayanarak bu soruya: "Karşılıksız iyilik yoktur," diye cevap vermeyi seçeceğim. Böylece, bir an için de olsa boyut değiştirip bazı gerçeklerle yüzleşerek yeni bir sayfa açacağım, insan doğasının derinlerinde gizli olan duygulara yönelik.
'İyilik' ne güzel bir sözcük... Kendisini erdemli bir birey olarak gören insanların en sık kullandıkları sözcüklerin başında gelir. Bir aşkın başlamasına sebeptir bazen, bazen iyi bir dostluğa geçiş aşamasında en önemli başlangıç merdiveni olarak hayatımızdaki yerini alır. Belki de bazen bir şairin tüm güzellikleri anlatırken mutlak suretle kullanmak zorunda olduğu, en ihtiyaç duyduğu sözcük haline bürünür satır aralarında. Belki de kimilerinin cennet hayallerini gerçekleştirebilmesi için vicdani zorunluluktan da öte, tamamen kendilerini hayatın öbür tarafına endekslemiş olanlara, bunun için yaşayanlara cennetin kapılarının ardına kadar açılabilmesi için gereken en büyük erdemdir iyilik.
İnsanlar her iyilik yaptıklarında bunu karşılıksız yaptıklarını düşünürler ama aslında işin aslı öyle değildir. Her yapan, bir beklenti içerisindedir ancak bunu ilk başlarda anlayamaz. İyilik yapmış olmanın verdiği mutlulukla yoluna devam eder, yüzüne yayılan o mutlu tebessümle...
Her insanın bin bir maskesi ve o maskelerin ardına sakladığı iki yüzü vardır; her insan hem vahşidir hem de iyi, bilinmez ne zaman geçilir birinden diğerine.
Vahşiliğin maskeleri kötülüğün türevlerinden oluşur. Yani saygısızlık, hak yeme, hataları başkasının üstüne atma, iftira, hakaret, bencillik, kibir, yalan vs. vahşiliğin maskelerindendir. Kim olduğumuzu anlayabilmemiz, kötülüğün bin bir maskesi ardında sakladığımız vahşi yüzümüzün ne zaman ortaya çıktığını görebilmemizle mümkündür. Kimileri bunu görmek istemez, kimileri görür ama buna inanmak istemez. Kimileri de görür, anlar ama kendisine itiraf etmekten korkar bu gerçeği. Bu bir nevi, kendisine karşı saygısının azalmaması için savunma mekanizmasıdır. Sonrasında da, atıverir bir şekilde bu düşünceyi zihninin en karanlık köşesine. Kendisiyle barışık yaşayıp gitmeyi seçer ömrünün akan her saniyesinde.
Yaptığımız iyiliğin karşılıksız, saf iyilik olup olmadığını anlayabilmek içinse dikkat etmemiz gereken en önemli şey; iyilik yaptığımızda önce kendimizi, sınırlarımızı, içimize gömdüğümüz ve kendimizden bile gizlediğimiz aşağılık duygularımızı bulup, bunları açığa çıkarıp çıkarmamakta ne kadar dürüst ve gerçekçi olduğumuzu sorgulamakta gizlidir aslında.
Hepimizin, ruhumuzun derinliklerinde gizlediği aşağılık duyguları vardır. Biz aslında bunları biliriz ama yanlış olduğuna inandığımız bu duyguları bir bir, en derinlere, çıkmamak üzere gömeriz. Bazen dışarıya çıkmak ister bu duygular ama biz vicdanımızın da yardımıyla bunu her defasında engelleriz çünkü biliriz ki bu duygular, bize günahlar şehrinin kapısını ardına kadar aralar. İnsani duygularımızı köreltir ve bizi kötülüklerin hüküm sürdüğü bahçeye doğru götürür. Biz onu öldürmedikçe, vicdanımızın yanılmaz bir yargıç olduğunu her zaman biliriz. Ama bu bahçenin içinde kalmaya devam edersek, bir süre sonra kim olduğumuzu unutacağımızı, kendimize olan saygımızın azalacağını ve en önemlisi de vicdanımızın sesine kulağımızı tıkayacağımızı da unutmamalıyız.
Örnek vermek gerekirse, anne babaya saygıyı ele alabiliriz. Bizi yetiştiren, bize yön veren, büyütüp okutan, koruyup kollayan bu değerli insanlara; biraz büyüdüğümüzde, elimiz az biraz ekmek tuttuğunda, korumalarına ihtiyaç duymadan yaşamaya başladığımızda yavaş yavaş sırtımızı dönmeye başlarız. Bayramdan bayrama arar sorarız ya da yanlarına gidince, gezmeye daha fazla zaman ayırabilmek için erkenden gideriz.
"Gelin sizi de gezdirelim," deme nezaketinde bile bulunmayız. Onlara saygısızca davrandığımız anlarımız da yok değildir; istemediğimiz bir konuda tavsiyede bulunmaya kalktıklarında bağırıp çağırıp lafları ağızlarına tıkar, onları sustururuz. Daha da ileriye giderek el kaldıranlar da olur. Ama sorsalar; hepimiz de annemize babamıza saygılı, onların sözlerine kulak veren, onları incitmemek için insanüstü gayret sarf eden, ilgili, vefalı birer bireyiz kendimizce. İşte bu çıkarcı, menfaatçi, aşağılık duygularımızı gömeriz ruhumuzun derinliklerine. Çünkü biliriz ki, buna izin verdiğimizde bambaşka duygularla sorgularken buluruz kendimizi. Yitiririz o her şeyden üstün tuttuğumuz kendimize olan sevgimizi, dışlanırız ahlaki değerler içerisinde büyütüldüğümüz toplumun köklerinden ve gölgelerle arkadaş olurken buluruz kendimizi birden. Unutmayın, ruhumuz karanlıkta kalınca günahlar çıkar ortaya.
İyilik karşılıksız yapıldığında iyiliktir. Asıl sevgi de bu saflıkta gizlidir. Karşılıksız iyilik yapan tek insan evladı da bence sadece annelerdir, onlar çocuklarını karşılıksız severler. Bir kadın her zaman daha fazlasını ister ama çocuğu olduğunda, sadece ama sadece çocukları için daha fazlasını ister ve kendisinden vazgeçer ansızın birden.
Birine iyilik yaptığımızda bir beklenti içerisine girmediğimizi düşünürüz ama sonra görürüz ki, birgün iyilik yaptığımız kişi bize nankörlükle karşılık verdiğinde, ister istemez yüreğimizde bir acı duyarız içten içe gizlice. Sonra ağzımızdan şu sözler dökülür istemsizce: “Ulan adi herif, ben seninle son paramı, ben seninle son ekmeğimi, ben seninle son sigaramı paylaşmıştım. Şimdi aynı durumda ben kalınca sen, sende olmasına rağmen, bana bunlardan bir tane bile koklatmadın. İstediğimde de yok dedin, tek ayak üstünde kırk tane yalan söyledin. Bir daha sana iyilik yaparsam, iki olsun!”
İşte bu sözler dökülmeye başladığı ya da hissedilmeye yüz tuttuğu andan itibaren, her şey gün yüzüne çıkmıştır aslında. O zaman anlarız ki, biz iyilik yaparken hep bir beklenti içerisinde olmuşuz; hep bir gün kendimizin de zor durumda kalacağını düşünerek hareket etmişiz. Aslında iyilik yapmayı değil de, iyilik yapmanın içimizde yaratmış olduğu, o kendini iyi hissettiren mutluluk duygusunu hissetmek için yön vermişiz kendimize. Sonrası ne mi? Sonrası hayal kırıklığı, olgunlaşma süreci, insanlara karşı hep gardını alarak ilerleme şekli, güvensizlik ve şüphecilik hali…
Kulak verin sözlerime, ey en mutsuzlar!
Bu hayatta mutlu olmak istiyorsak kimseden bir şey beklemememiz gerektiğini artık görebilmeliyiz. Sınırlarımızla, kendimizle, kişiliğimizle, gizlediğimiz ya da gizlemek zorunda bırakıldığımız tüm aşağılık duygularımızla korkmadan yüzleşebilmeliyiz.
