İOANNA KUÇURADİ
Bir Bakışın Ardından
Bazı insanlar hayatımızdan çekildiklerinde, arkalarında yalnızca hatıralar bırakmazlar. Bir bakış biçimi bırakırlar. Sonra farkında olmadan dünyaya o bakışın içinden bakmaya başlarız.
İoanna Kuçuradi’nin ardından bende kalan da böyle bir bakış. İnsana, onun değerine, haklarına, özgürlüğüne ve başka insanlarla kurduğu ilişkiye yeniden dönüp bakma çağrısı. Onun felsefesinde insan, soyut bir kavram değil; her gün karşılaştığımız, hakkında karar verdiğimiz, hakkını koruduğumuz ya da görmezden geldiğimiz somut bir varlıktır.
Belki de bu yüzden onun ardından sorulacak ilk soru, ne kadar çok şey yazdığı değil, bize nasıl bakmayı öğrettiğidir.
Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, 4 Ekim 1936’da İstanbul’da doğdu. 1959’da İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünü bitirdi. 1965’te doktorasını tamamladı. Erzurum Atatürk Üniversitesindeki görevinin ardından 1969’da Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümünü kurdu ve 2003’e kadar başkanlığını yürüttü. Türkiye Felsefe Kurumu Başkanlığını, Uluslararası Felsefe Kuruluşları Federasyonunun genel sekreterliğini ve başkanlığını yürüttü. Ayrıca UNESCO’da değerli çalışmaları oldu.
Kuçuradi’nin bütün düşüncesi dönüp dolaşıp insana varıyordu; değerine, özgürlüğüne, haklarına ve başka insanlarla kurduğu ilişkinin sorumluluğuna. Felsefeyi yalnızca üzerine düşünülen bir alan değil, insanı ve hayatı daha doğru görebilmenin bir yolu olarak yaşadı.
2 Ekim 2026’da İstanbul’da hayata gözlerini yumdu.
Elbet bir ömrü tarihlerle ve unvanlarla anlatmak, bir nehri kıyısındaki taşlarla anlatmaktır. Onun asıl meselesi insandı: Değeri, özgürlüğü, hakları ve insanın başka insanlarla ilişkisinde taşıdığı sorumluluk. Bütün düşüncesi, sonunda insanı gerçekten görebilmenin ne anlama geldiği sorusunda düğümleniyordu.
İnsana bakmak kolaydır; onu gerçekten görmek ise başka bir şeydir. Çünkü çoğu zaman karşımızdakinden önce zihnimizdeki insanla karşılaşırız. Kimliği, düşüncesi, inancı, ait olduğu yer ya da bizim ona biçtiğimiz anlam, onun önüne geçer.
Kuçuradi’nin felsefesi tam da bu noktada önem kazanır: İnsanı hazır yargıların içinden değil, kendi değeri içinde görebilmek. Çünkü her insan, kendine özgü bir değere ve özgürlüğe sahip bir varlıktır.
Bunun için önce kendimizi aradan çekmek gerekir. Bize benzeyeni önemli bulmak kolaydır; asıl mesele, bize benzemeyenin de insan olarak yerini ve hakkını koruyabilmektir. Farklılık hayatın eksiği değil, dokusudur. İnsanlar birbirinden ayrılır ama hakları ayrılmaz.
İnsan hakları da bir lütuf değil, insanın değerini ve insan olma olanaklarını koruma bilincidir. Hukuk bunun güvencesidir ancak adalet, yalnızca yasaların varlığıyla kurulmaz. İnsanın değerini görebilmek ve somut durumda hakların gerektirdiğini yapabilmek gerekir.
Bu yüzden adalet yalnızca mahkeme salonlarında aranmaz. Evde, okulda, işyerinde, sokakta; bir arkadaşa, bir öğrenciye, bir çalışana, bir yabancıya, bize katılmayana nasıl baktığımızda başlar.
Vicdan da yalnızca içimizden yükselen bir sızı değildir. Kendi çıkarımızı, alışkanlığımızı ya da ait olduğumuz grubun doğrularını vicdan sanabiliriz. Bu nedenle vicdanın yanında bilgi, farkındalık ve sorumluluk gerekir: Gördüğümüzü doğru görmek ve başkasının uğradığı haksızlığı bize dokunmuyor diye görmezden gelmemek.
Belki de çağımızın en derin yaralarından biri, başkasının acısına alışmaktır. Ekranlardan akan savaşlar, yoksulluklar, ayrımcılıklar ve hak ihlalleri bir süre sonra gündelik görüntülere dönüşüyor. Gözümüz bakıyor ama görmüyor. Oysa insanı gerçekten görmek, başkasının acısını ve uğradığı haksızlığı da görmeyi gerektirir. Başkasının hakkını savunmak, yalnızca onu korumak değil, kendi insanlığımızı da korumaktır.
Kuçuradi’nin bize bıraktığı düşünsel mirasın ağırlığı da burada: İnsanı, bize ne kadar benzediğine bakmadan kendi değeri içinde görebilmek. Asıl sınav, bize benzemeyenin de hakkını gözetebildiğimiz yerde başlar.
Felsefe hayattan kaçış değil, hayata daha doğru bakma çabasıdır. Etik, başkalarına ders vermek değil, kendi eylemlerimizi sorgulayabilmektir. Adalet ve insan hakları ise bu bakışın hayatın içindeki karşılığıdır.
İoanna Kuçuradi’nin ardından yapılabilecek en anlamlı şey, adını yalnızca anmak değil bize bıraktığı bakışı hayatımızda sürdürmektir. Bir insana bakarken, onu değerlendirirken, hakkını gözetirken; kim olduğundan ve bize ne kadar benzediğinden önce insan olduğunu görebilmek.
Bazı düşünceler, onları taşıyan insanın ardından da yaşamaya devam eder. Kuçuradi’nin düşüncesi de bize, insanı yeniden ve her defasında daha dikkatle görme sorumluluğunu bırakıyor.
İnsana doğru bakmayı öğreten bir düşüncenin ardından, saygı, minnet ve rahmetle.
***
