İLK OKUL İLK SAYFA
İlkokulun o ilk gününden beşinci sınıfın sonuna kadar geçen zaman; insanın, hayatına fark etmeden kök salan en güçlü bağların kurulduğu dönemmiş meğer. Aynı sırayı, silgiyi paylaşmak, teneffüslerde aynı oyuna koşmak… Düşündükçe bizi gülümseten küçük gibi görünen bu anlar, yıllar geçtikçe insanın içinde büyüyen hatıralara dönüşüyormuş. O yıllarda kurulan arkadaşlıklar sadece bizim aramızda kalmazdı. Bir bakardık ki annelerimiz birbirine misafir olur, babalarımız selamlaşıp sohbet ederdi. Öğretmenlerimiz bizimle yeniden büyür, ailemiz kadar iyi tanırdı.
Paylaşılan bir simitin, yarım kalan oyunun, ömür boyu saklayacağımız hatıra defterlerimizin; bu güne taşınacak en güzel anılarımız olacağını bilseydik belki daha çok şeyler biriktirirdik. Matematik dersiyle aram hiç düzelmemişti hâlâ da öyleyim. Boş ders pek olmazdı ama öğretmenimizin sınıf kütüphanesinden seçtiği hikâye kitaplarından birini okurken hikâyenin sayfalarında kurduğum hayallerin bitmesini hiç istemezdim. Zil çalınca kitabın devamında ne olacak merakıyla en yakın arkadaşlarımla düşüncelerimizi paylaşırdık. O doyumsuz sohbetlerden dolayı belki de kurulan bağlar daha sağlam daha kalıcıydı.
Sonra zaman ilerledi. Ortaokul, lise derken hayat biraz daha ciddileşti. İnsanlar değişti, yollar ayrıldı. Yeni arkadaşlıklar kuruldu ama ilkokuldaki o çocuksu samimiyet, o koşulsuz yakınlık bir daha aynı şekilde yaşanmadı.
Şimdi dönüp baktığımda anlıyorum ki en gerçek dostluklar çoğu zaman en küçük yaşlarda belki de bize basit gibi gelen dönemlerde kuruluyormuş. Ve o günlerden geriye kalan hatıralar, insanın içini hâlâ ısıtan en değerli şeyler olarak kalıyormuş. Biliyorum ki sevgiyle verilen eğitimde çocukların çoğu öğretmen olma hayali ile büyüdü. Bize yazmayı öğreten, kitap okumayı sevdiren sınıf öğretmenimi sevgi ve saygı ile anıyorum.
***
