İKİ KİŞİLİK SESSİZLİK
Mevsimler tablosundan,
Yavaşça uçan
Bir mektup gibi geldi eylül.
Sarıya çaldı sokaklar.
Asfaltın çatlaklarında
Sıkışıp kalan yazın tozları,
Şimdi yağmur bekliyor.
Eylül geldi.
Ağaçlar susmayı öğrendi.
Rüzgâr, unuttuğumuz isimleri
Tek tek mırıldandı kaldırımlara.
Çayın buğusu mu yapıştı ellerine?
Aynaya bir baksan
Yüzündeki hüzün,
Sanki cama tutunan
Ayaz gibi durmuş.
Hüzün,
Gidenlerin ardında,
Derin bir yara gibi kalır geride.
Ne tam bir veda bu
Ne de dönmeni bekleyen bir umut.
Gökyüzü erken karardı işte o gün,
Kuşlar, sanki unutulmuş bir ırmağın
Haritasını takip ederek
Taşınır güneye.
Şehrin buğday ambarları üzerinde
Sığırcıklar, son danslarını eder.
Bir süre durgunlaşır ortalık.
Sadece rüzgârın sesi,
Uzakta bir kapının
Yavaşça kapanması duyurur.
Bense utana sıkıla
Bir masanın üzerinde kalan
O iki kişilik sessizliği toplayıp
Cebime koyarım.
Eylül, insanın içini
Ters yüz eder.
Her yaprağın düşüşünde,
Bir şey eksilir dünyadan.
Ama en çok da
Söylenmemiş şiirlerin gölgesi büyür.
***
