İÇİMİZDEKİ PUSULA
İnsan kişiliğinin büyük bölümü yaşamının ilk yıllarında biçimleniyor.
Modern psikoloji; çocuklukta oluşan eğilimlerin, duygusal hafızanın ve karakter yapısının yetişkinlik boyunca büyük ölçüde korunduğunu söylüyor.
Belki de bu yüzden insanda bazı şeyler hiç değişmiyor;
Çocukken hangi mevsimde kendini huzurlu hissettiği, hangi melodiyle hüzünlendiği, hangi kokunun ona güven verdiği…
Bütün bunlar fark edilmeden insanın iç dünyasına yerleşiyor, zamanla düşünceler ve hayat şartları değişiyor, insan bazen bambaşka biri olduğunu bile sanıyor ama derinde kalan bazı izler kolay kolay kaybolmuyor.
Bazıları buna karakter diyor.
Bazıları mizaç.
Bazıları ise kader.
Belki kader dediğimiz şey, insanın iç yapısıyla hayat arasındaki görünmez çekimdir ve nereye giderse gitsin sonunda yine kendisine dönmesinin sebebi de budur.
Kimisi sessiz bir hayatı seviyor,
kimisi sürekli yeni ufuklar arıyor,
kimi tek bir insanı, kimi bütün dünyayı…
Ama insanın özü kolay değişmiyor.
Büyümek biraz da bunu fark etmek galiba.
Çocukken önümüzde açılabilecek milyonlarca kapı varmış gibi hissederiz, bir gün korsan olur, bir gün kutuplara gider, bir gün yıldızlarla konuşuruz ve her nehrin başka bir denize çıkabileceğini sanırız...
Çocukluk, haritası çizilmemiş bir kıta gibidir.
Ve sonra yıllar geçer…
Hayat insana hangi limanlara yanaşabileceğini, hangilerine ise asla ulaşamayacağını öğretir.
İnsan en büyük yorgunluğu burada hisseder;
"Yapamayacağını öğrendiği şeylerde."
Sanırım yetişkinlerin gözlerinde dolaşan o gizli kederin sebebi de budur; yalnızca kaybettiği hayaller değil, kapanan ihtimalleri de. Çünkü insan gerçekleşmeyen şeylere değil, artık gerçekleşmesi mümkün olmayan şeylere de üzülüyor.
Ama işin tuhafı, bazı insanlar çocukluk düşlerini gerçekten hayata geçirebiliyor, yeni dünyalar keşfediyor, büyük eserler yaratıyor, insanlığın sınırlarını genişletiyorlar. Yine de çoğunun yüzünde eksik bir huzur var.
" Çünkü sınırları aşabilenler, sınırların içinde yaşayanlarla sürekli çarpışırlar! "
Bu biraz da derin denizlere alışmış bir balığı akvaryuma koymak gibi. Büyük hayaller taşıyan insanlara dünya çoğu zaman dar geliyor ama onlar yine de vazgeçemiyor.
Bir nehrin denize akmak zorunda olması gibi. Belki bütün yaratıcı insanların kaderi budur;
Kendi içlerindeki pusulayla yol almak!
Yorulsalar bile.
Kırılsalar bile.
Yanlış anlaşılsalar bile…
***
