HÜZN
sızlar durur
şuramda bir yara,
ne geçer zamanla,
ne beden alışır,
sağalmaz içimde bu kara,
kanar durur kendi sesiyle,
ardından
taşar bir avuç dolusu
takvim yaprağı,
doludizgin bulanır
uykularıma.
—ağıtlar çalınıyor kulaklarıma, sebepsiz…—
ruhuma salınan bir kovan dinginliğidir şimdi,
sarsarcasına kurşuni ayı
asılı gök tavanda,
yırtarken yaralı yüzünü de karanlığın,
sarkar
düş diye gördüğüm onca peltek hatıra,
suskun bırakır beni
düşemediğim bu yol,
gülmeden daha,
gözümün feri sabaha,
doyasıya…
—kıyametler üfleniyor Sur`una; bölük börçük ömrümün…—
ben nasır tutmuş bir göçüm kendi içime,
mahzun bir tebessüm gibi
tutarken suretini elimde
takvimlerin cebinden aşırdığım dünün,
aldandım mı bilmiyorum
duyduğum onca yalanına zamanın,
—bir çocuk gibi—
üstüme koşan engerekler
kusarken birer birer
külden nefretini.
—düştüğüm girdap, yitik bir Yusuf kuyusu sanki…—
yakıldı dilim
kanadı gözüm
dönmez kutbuna artık çağrılmalarım…
biliyorum artık,
son adımım mevt…
son adım düşler…
—bir ağıt, bir kıyamet, bir de kuyu: işte tüm içimde duyduğum…—
biliyorum artık,
son adım mevt…
son adım düşler…
düşler…
ah o düşler ki
zihnin bayramıdır,
anca uykularda
kutlanan…
***
