HER GÜN BİR YIKIM, HER GÜN BİR KORKU: BUNU HAK ETTİK Mİ?
Bugün yine haberlerde yürekleri dağlayan bir olay… Konya’da üç katlı bir bina çökmüş. Henüz nedenini bilmiyoruz. Bir patlama mı? Yoksa kimsenin şaşırmayacağı, hepimizin içten içe tahmin ettiği o acı gerçek mi: göz göre göre yapılmış ihmal, umursamazlık, malzemeden çalınan hayatlar?
Artık her felakette hep aynı şeyleri düşünüyoruz. Çünkü bunun bir örneğini değil, yüzlercesini gördük. Çünkü bu topraklarda bina öldürür, yangın öldürür, ihmalkârlık öldürür. Bu ölüm, birinin kazancına malzeme edildi. Ve hep sorarız: “Neden böyle olduk?”
Bu sorunun cevabı, aklımızın bir köşesinde hep var. Ruhsatsız yapılar, kontrollerden kaçan denetimsizlik, vicdanını bir torba para için kenara koyan eller...
Ama bu gerçek, artık sadece bir suçun değil, bir korkunun parçası oldu. Bu korku hepimizi esir aldı.
Siz de düşünüyor musunuz; “Ya benim oturduğum apartman da aniden yere serilirse? Bir gece, bir an, hiçbir şey olmamışken, güvenle oturduğum evim benim mezarım olur mu?” diye…
Bunu kendimize sormayan kaldı mı? Kim bana “Hayır, asla olmaz,” diyebilir? Hangi yetkili, hangi kurum, hangi denetçi bu korkumuzu silip atabilir?
Güvensizlik bir milleti öldürmez belki ama parçalar. İnsanlar artık çocuklarını bir binada, bir hastanede, bir okulda emanet edemez hale gelmişse, toplum nasıl ayakta kalır? Kendi evimize girmeye korkuyorsak, bu korkuyla nasıl nefes alırız?
Biz mi yaptık bunu kendimize? Biz mi hak ettik her sabah yeni bir acı haberle uyanmayı? Hangi yanlışlarımız bu kadar büyük bir karanlığı üzerimize çağırdı?
Yoksa bizim yanlışımız, susmak mıydı? Görmezden gelmek mi?
Her gün bir enkaz, her gün bir felaket. Ve biz o enkazların altından sadece canlarımızı değil, insanlığa olan inancımızı da çıkaramıyoruz. Bugün Konya’da çöken bina, dün bir yangın, ondan önceki gün başka bir şehirde yıkılan hayaller…
Bu korkuyu hak etmiyoruz. Kimse hak etmiyor.
Hep birlikte sormalıyız:
Kaç aile daha bu korkuyla yaşayacak?
Ve daha da önemlisi, biz bu korkuyu ne zaman yeneceğiz?
