Hayata Yabancı / Nurdan Aladağ

Yazan: Nurdan Aladağ -HAYATA YABANCI 
Advert

ÖYKÜ - 12-08-2024 17:58

HAYATA YABANCI

Kendini kendine anlatan insanlardan biriydi Nihat. 
Komşuları onun zararsız bir deli olduğunu düşünürdü. Sokağa çıktığında verilen selamı alır ama kimsenin yüzüne bakmazdı. İnanmazdı insanların yüzlerine. Kendi yüzünü de göstermezdi kimseye. Şapkasını burnuna kadar indirir, daha da eğilerek yürürdü.

Her gün evinin dibindeki kahvehaneye gider, en loş köşeye otururdu. Saklardı kendini. İnsanların arasında belli belirsiz bir gölge olarak yaşamak rahatlatırdı onu.

O gün kalabalıktı kahvehane. Oyun oynayanların yüzü bir hançer kadar keskindi. Yenilenlerin yüzü kara bir bulut... Hiç kumar oynamadığını düşündü, Nihat. Çayına bile...

Hayata karşı da hiç kumar oynamamıştı. Bunu düşünürken oyuna başlamak için dördüncüyü bekleyen üç kişinin kendine baktığını gördü. Biraz daha içine büküldü.

Görünmez olmak istedi. İçlerinden biri onun kim olduğunu sordu yanındakilere. Bıçkın görünen, gülerek, "Bizim sokağın delisi." deyiverdi. Buna şaşırmadı, Nihat. Sevindi içinden. Hep gerçekten bir deli olmayı istemişti. Kaç kez düşünmüştü bunu. Yüzlerce kitap okumuştu. Bazı yazarların romanlarında, öykülerinde anlattıkları o güzel delilerden biri olmak istemişti hep. Karikatürlerdeki deliler de çok yüzeyseldi ona kalırsa. İnsani derinlikleri yoktu hiçbirinin. Bir ara düşündü onlardan birine benzemeyi. Denedi de. O zaman ne çok gülmüştü kendine.

Bel fıtığı yüzünden kasları ve sinirleri zarar görmüş, sağ ayağını doğru düzgün kullanamaz olmuştu. Ehliyet için rapor almaya gidince doktor düşük ayak olduğunu, rapor veremeyeceğini söylemişti kendisine. Önemsememişti bunu Nihat ama “ehliyetimi yenilesem iyi olurdu” diye bir an geçirmişti aklından. O kadar…

O gün kendi kadar yaşlı otomobilini evinin arka sokağında kaderine terk etmişti.

Kendi de kaç zamandır anlamıştı sağ ayağında bir sorun olduğunu. Sürüyerek yürüyordu, bacağı biraz da kısalmıştı sanki. Huzursuzlandı bunları düşününce. Canı sıkıldı. Hızla kalktı. Çayın parasını, çay tabağına bıraktı. Belini tutarak ayağa kalktı. Hep yanında olan sokak köpeği de kalktı. Göz göze geldiler köpekle. Hızla uzaklaştılar kahvehaneden.

Nihat altı yol ağzına gelince durup düşündü biraz. Bir şeyler söyledi Paşa adını verdiği köpeğe. Yürümeye başladılar. Gonca Parkı'ndaki anıları çağırmıştı onu. Her zamanki gibi gidip en dipteki banka oturdu. Buraya gelip sonsuzluğu düşünürdü eskiden. Kitaplar okur, derin düşüncelere dalardı.

Bazı yazarların söylediklerine kızar; önce yumuşak, sonra giderek yükselen öfke yüklü bir sesle itiraz ederdi o yazarlara. Gelip geçenler anlam veremezdi bağırıp çağırmasına. Parkta oturanlardan kalkıp gidenler olurdu.

Tümünü yeniden yaşar gibi oldu, Nihat.
Diken oldu bu anımsadıkları. Hüzün, öfke, yalnızlık; hepsi iç içe… 
Paşa'nın başını okşadı. Başıyla “kalk” diye işaret etti ona. Kalktılar. Ceplerini yokladı, Nihat. On lira bulunca sevinir gibi oldu.

Karanfil Sokak'ta bir bakkaldan, en yakındaki kasabın yerini öğrendi. Gidip on liralık eti sıyrılmış kemik aldı. Paşa'nın sevindiğini anladı bacaklarına sürtünmesinden. Kendi de sevindi. Paşa'ya dönüp "Biraz sabret. Bostanlı'daki Açık Hava Arkeoloji Müzesi'ne gidelim. Sen yemeğini yerken ben de oradaki heykellere bakarım." dedi.

Paşa, anlamış gibi Nihat'ın yanında yürümeye başladı. Müzeye vardıklarında Nihat sofrasını kurdu Paşa'nın. Başları olmayan heykellere bakmaya başladı. Likyalılardan kalan üç bin yaşındaki bir şiiri anımsadı:

"Beni bulamazsan üzülme, / eşyalarımı bulacaksın. / kestiğim taşları, açtığım yolları, /
işlediğim heykelleri bulacaksın. / ve göreceksin ki binlerce yıl öteden, / parmak izlerimiz değecek birbirine."

Kalkıp heykellere dokundu, Nihat. Birlikte yaşadığı insanları düşündü. Üzüldü. Sıkıldı taş kesilmiş insanlara bakmaktan.

Aksayarak yürümeye başladı. Baktı ki Paşa da yanında... 
Sevindi. Okumak için yanına aldığı kitabı sımsıkı tuttuğunu fark edince rahatladı. Dün getirmişti o kitabı postacı. Onun duvar gibi yüzünü, bahşiş bekleyen bakışlarını anımsadı. Tiksinir gibi oldu.

Evinin önüne gelince durdu. İçeriye girmek istemedi. Eve elli metre uzaklıktaki Gizli Park'a gitmeye karar verdi.  Park'a bu adı kendi vermişti. Oraya gittiğinde kendini sakladığını düşünürdü.

Birkaç tur attı parkta. Her ağaca uzun uzun baktı. Bu kez çığlık atıp duran kargalardan rahatsız olmadı. Hangi banka oturacağına karar veremedi bir süre. Sonunda yarısı kırmızı, yarısı yeşil boyalı banka oturdu. Yorgundu sürekli. Tansiyonu da dalga geçiyordu kendisiyle.

Parka bakan onlarca daire vardı. Bazıları balkonlarında oturuyordu, bazı dairelerin pencere camlarını silen kadınlar vardı. Dünyanın kirini silen kadınlar… 
Öyle düşündü, Nihat.

Dünden beri yanında taşıdığı kitabı okşar gibi karıştırdı. Arka kapak yazısını okudu. Durdu düşündü. Kırk sekiz yıl önce üniversitedeyken okumuştu bu kitabı. On beş yaşında, bacağı kemik veremi olmuş bir çocuğun psikolojisini anlatan bir romandı. Aşk da vardı o fırtınanın içerisinde. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Peyami Safa'nın en güzel romanlarından biriydi ona göre.

Geçen gün fırtınada devrilen bir ağaç gibi düşüp dizini yaralayınca bu kitabı hatırlayıp yeniden edindi. “Dikkat et”demişti doktor. Kemiğin bile şişmiş, demişti. İlaçlar sürmüş, özenle bandajlamıştı yarayı. “İki günde bir pansuman yap” diye tembihlemişti.

Romanın ilk sayfasını açtı, Nihat. İlk cümleyi okuyup durdu. Vazgeçti okumaktan. En küçük ayrıntısına kadar hatırlıyordu anlatılanları. Yan tarafına koydu kitabı. Paşa'nın başını okşadı. Kaldı öyle.

Boş boş sağa sola bakındı. En çok iki yaşında olduğunu düşündüğü anıt ağaca takılıp kaldı gözleri. Parkın iyice uzamış otlarını biçmek için motorlu tırpan kullanılmış, dikkatsiz olunduğu için bu anıt ağacı kötü yaralamışlardı. Eli dizine gitti Nihat'ın. Kalktı, ağacın yarasına yakından baktı. Donup kaldı. Oturduğu banka döndü. Dişlerini sıktı. Yüzü tutuştu. Eli dizine gitti. Pantolonunun paçasını sıyırdı. Yarasını kanata kanata söktü bandajı. Gidip anıt ağacın yarasına sardı. "Kanlarımız birbirine karıştı, şimdi kan kardeşi olduk." dedi anıt ağaca. Sonra göğsünü yırtarak içerisindeki yaraya bakmaya başladı.

Günün Diğer Haberleri