GÖMÜLEN
bir ısırgan tarlasında
yürür gibi yalın ayak,
ta saçlarımın
dibine zonkluyorum
acısını
yalnızlığımın,
pulsuz kalmış
suskun bir mektubun
çaresizliği de üstelik,
eğleşmekte baş ucumda…
kalkmaya davransam
üşürüm şimdi,
üşütür beni
karanlığı gecenin,
konuşsam
dilim kül;
sussam,
yüreğim ateş ortasında
harlanmış kor…
yalın ayak
yürür gibi
bir temmuzun ortasına,
kıyamet bilerek
düştüğüm tenhalığı,
ne pusula bilirim
ne de ustasıyım
ben bu denizin
çalkalandığım;
yalnızım yine,
ıssızım,
baykuş bakışı
keskinliğinde bir
acıdır
şimdi hissettiğim,
dilim kesilirken elan,
diyeti diye
tutamadığım bütün sözlerin…
ah ile
vah ile geçen ömrümün
ahh sona bükülen o yitik sayfası…
şimdi
bilmemin tarihini
sorgulamaktan geliyorum,
varsın da
günahı benden,
sevabı senden bilinsin
düşünürken kopardığım nice vaveylanın,
satır satır dile gelirken
kalemim üzre
cümle kelamım,
artık ne mevsim kaldı
yalın ayak üstüne yürüdüğüm,
ne de bir vaha;
hayal meyal
kumuna
kendimi gömdüğüm…
