GÖKSU IRMAĞI BOYUNCA BiR DURAK
Göksu Irmağı boyunca yemyeşil bir mekândan geçmenin sevinci ile köye ulaştım. Güneş alabildiğine güzel. Bir tepeden aşağıya yavaşça indim. Kocaman bir ağacın gölgesi sanki sırtımı sıvazlıyordu. Şırıl şırıl akıp giden su ve yemyeşil alan bir tabloyu anımsatıyordu. Aşağı doğru indiğim zaman eski bir yapı karşıladı beni. Su sesinin eşliğindeki güneş ışıl ışıldı. Eski yapının üstünde kocaman bir ağaç peyda olmuş ve etrafında bir ev ve limon bahçeleri vardı. Dışarıdan tabiatı izlemek çok güzeldi. Ruhumu okşayan ve beni mutlu eden sesler hakimdi.
Eski yapıyı adım adım izlemeye başladım. Yapının üç penceresi vardı ve etrafında otlar bitmişti. Suyun akışını izledikten sonra içeriye girmek için gözün birinden atladım. İçeriye geçtiğimde geniş bir odayı andıran ve üç bölümden oluşan bir yapı ile karşılaştım. Pencere gibi bölümden güneş içeriye sızıyordu. İlk bölüm kuruydu. Tavan kısaydı ve köşeden bir oyma vardı. İkinci bölüme geçtiğimde aynı oymadan sular geliyordu ve güneş ışığını yansıtarak suya eşlik ediyordu. Kenardan geçtim ve pencereye oturup güneşin sıcaklığını kalbime çektim.
Üçüncü bölmeye geçmek istedim lâkin su her yeri sarmıştı. İçerinin güzelliğini dakikalarca seyrettim ve fotoğraf çektikten sonra dışarıya çıktım.
Suyun sesi hâlâ kalbime ve ruhuma eşlik ediyordu. Eski yapının içindeki su, dışarıdaki su arkı ile buluşuyordu.
Etrafın temiz havasını içime çektikten sonra oradan ayrıldım. Güneş çoktan tepeye çıkmıştı. Yürürken karşıma köyden bir amca çıktı. Birkaç sorudan sonra cevap alamayınca üzülmüştüm. Bu yapı hakkında herhangi bir bilgisi yoktu.
Adımlarım yavaş yavaş…
Ve ben içim dönerken sonsuz ruh alemine o suyun içinde kaybolmuştum sanki.
O huzur veren suyun akışındaki ahenge…
