FİLİZ AKIN
Ben bir yönetmen olsam ve bana; “Asaleti, zarafeti ve güzelliği, sözler ve sesler olmadan beyazperdede nasıl anlatırsın” deseler, kameranın konumu, açısı ve ışık, dekor farketmeksizin kadraja sadece Filiz Akın’ı alırım derdim.
Ancak dergi yöneticileri, ödülü “Akasyalar Açarken” filminde oynarsa vereceklerini söylediklerinde tabii ki ödülü reddetmiş.
Asalet böyle bir şey işte…
Dergi yöneticileri, filmin yapımcıları İstanbul’dan Ankara’ya gelip kapısına dayansalar da kabul etmemiş o filmde oynamayı, ta ki yönetmen Memduh Ün de Ankara’ya kadar onu ikna etmek için gelinceye kadar.
Annesi ile birlikte İstanbul’a gidip Göksel Arsoy ile birlikte başrolünü paylaştığı “Akasyalar Açarken” filmini bitirdiğinde, daha nefes bile alamadan prodüktörler onun önüne bir yıllık planlama koymuşlar.
1960’lı ve 1970’li yıllarda Yeşilçam’ın en sevilen kadın yıldızlarından biri haline gelen Akın, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit ve Fatma Girik gibi dönemin dev isimleriyle birlikte “Dört Yapraklı Yonca” olarak anılmaya başlandı.
Filiz Akın’ın tavırları, sadece fiziksel duruşuyla sınırlı kalmayan, ruhuna işlemiş bir inceliği de yansıtır.
Zarafet böyle birşey işte…
Filiz Akın, bir dönemin “modern Türk kadını” imajını başarıyla temsil etmiş biri. Hem yurt içinde hem de yaklaşık on beş yıl kaldığı Paris’te…
Onun zarafeti, günlük yaşamında da kendisini göstermiştir. Samimi ama mesafeli, içten ama kontrollü tavırları, her zaman “naif bir asalet” taşımıştır. Magazin dünyasında onun hakkında skandal haberlerin yer almaması, özel hayatında da belli bir etik ve ahlak anlayışını benimsemiş olmasının bir göstergesi değil midir?
Güzellik böyle birşey işte…
Filiz Akın, Allah vergisi bir güzelliği taşısa da, bu güzelliği zekâsı ve tavırlarıyla tamamlamış, asla sadece fiziksel cazibesini kullanacak bir tavır içinde bulunmamıştır. Beyazperdede canlandırdığı rollerin büyük kısmında modern, eğitimli ve şehirli kadın figürünü temsil eden Akın, dönemin kadın seyircileri için bir ilham kaynağı olmuştur. Onun şıklığı ve zarif giyim tarzı, Türk kadınlarının moda anlayışına da yön vermiştir. 1960’ların ve 1970’lerin modasına damgasını vuran Filiz Akın, beyaz elbiseleri, zarif takıları ve sade ama etkileyici makyajıyla, adeta bir moda ikonu haline gelmiştir.
Filiz Akın, sanat hayatının ötesinde, yaşam mücadelesiyle de birçok kadına ilham olmuştur. 2002 yılında yakalandığı geniz kanseriyle verdiği mücadele, onun ne kadar güçlü bir kadın olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Zorlu bir tedavi sürecinin ardından hastalığı yenerek yeniden sağlığına kavuşan Akın, bu sürecin ardından pozitif bir yaşam tarzını ve sağlıklı yaşamı teşvik eden bir figür haline gelmiştir. Yazdığı kitaplarla ve katıldığı televizyon programlarıyla birçok insana umut ve ilham vermeye devam etmiştir.
Filiz Akın, Türk sinemasında yalnızca bir yıldız değil, aynı zamanda bir “stil ikonu”, bir “hanımefendi” ve bir “yaşam savaşçısı” olarak unutulmaz bir iz bırakmıştır.
Onun temsil ettiği asalet ve zarafet, sadece bir döneme değil, zamansız bir güzellik anlayışına aittir. Sinema perdesinde olduğu kadar gerçek hayatta da taşıdığı bu incelik ve asalet, Filiz Akın’ı nesiller boyu ilham kaynağı yapmaya devam etmelidir, edecektir de...
Filiz Akın’ın hikâyesi, güzelliğin yalnızca dış görünüşle değil, insanın ruhuna ve duruşuna yansıyan bir ışıkla anlam kazandığını gösteren eşsiz bir yolculuktur.
İşte bu asil, zarif ve güzel kadın, 21 Mart 2025 tarihinde son yolculuğuna çıktı bir daha hiç dönmemek üzere…
Küçük bir çocukken, sevdiğim biri aramızdan ayrıldığında büyüklerim; “melek olup uçtu gitti” derlerdi bana…
Çocukluğumun değerleri birer birer göçüp gidiyorlar. Filiz Akın da melek olup uçup gitti aramızdan…
Tutkulu bir sinema sever olarak gerçekten çok üzgünüm…
Ailesinin, Türk sanat camiasının, hepimizin başı sağolsun…
Allah Filiz Akın’a gani gani rahmet eylesin, huzur içinde uyusun…
