ESKİ BİR İSTANBUL SOKAĞI
Arnavut kaldırımları ıslak,
Geceden kalma bir şarkı mırıldanıyor rüzgâr.
Bir köşede suskun bir kahvehane,
İçeride tavla zarlarının sesi
Ve demli çayların buğusu var.
Daracık sokakta,
Eski zamanlardan kalma bir kapı,
Üzerinde solmuş bir tokmak.
Belki bir dede, belki bir nine
Burada doğdu, burada yaşlandı
Ve hâlâ İstanbul’u anlatıyor duvarları.
Bir çocuk top peşinde,
Ayakkabıları yırtık ama gözleri ışıl ışıl,
Bir simitçi geçiyor köşeden,
“Gelin taze simit!” diye haykırıyor
Ve martılar süzülüyor
Haliç’in paslı sularında.
Eski taşlara düşmüş İstanbul;
Biraz hüzün, biraz umut.
Camdan sarkan bir teyze,
Karşı pencereye sesleniyor:
“Ne olacak bu memleketin hâli?”
Ve cevabı,
Sıcacık bir gülümseme oluyor.
Bu sokak, zamanın içinde asılı kalmış,
Ne tam dünde
Ne de bugünde…
Ama her taşında,
Bir hikâye var İstanbul'dan.
