DUYGU ASENA
(19.04.1946 – 30.07.2006)
Yazardan ilhamla…
ADSIZ
O sabah sessizliğin büyüsünü tüm bedenime sıvazlarken kapı zili ısrarla çaldı. Birden bütün huzurum kaçınca kapıyı açmamaya karar verdim. Oysa dışarıdakinin vazgeçmek gibi bir niyeti olmadığı çok belliydi. Tüm gönülsüzlüğüm, zorunda kalmamdan dolayı olduğundan beni rahatsız etse de elim kapının koluna gitti. Alt kat komşum odaya âdeta ışınlandı. Bir solukta bir şey söylemesi gerekiyormuş gibi “Bir kahve içelim mi?” deyiverdi.
Kahvenin bahane olduğunu anlamak için âlim olmaya gerek yoktu da saat, kahve saati hiç değildi. Birlikte mutfağa geçtik. İkimiz de susmuştuk. Fincanları masaya koyduğumda parmaklarının hafifçe titrediğini fark ettim. Şeker istemedi. Kahvesinden küçük bir yudum aldı. Sonra gözlerini fincandan ayırmadan konuşmaya başladı:
"Dün gece sesimizi duydunuz mu?"
Genelde alışık olduğum konuşmanın giriş cümlesiydi bu. Artık ezberlemiştim ardından gelecekleri.
"Her seferinde pişman oluyor. Ağlıyor. Bir daha olmayacağını söylüyor. Ben de inanıyorum. Çünkü inanmazsam elimde avucumda hiçbir şey kalmayacak."
Uzun süre birlikte sustuk.
"Bugün çocuklar okula giderken hiçbir şey olmamış gibi davrandık." dedi. "Küçük olan babasına sarıldı. Ben de onları kapıdan uğurladım." Sesi, bu durumu o kadar kanıksamış biçimde çıkıyordu ki artık gözleri bile dolmuyordu. Belki de insan, aynı acıyı uzun süre yaşayınca gözyaşını daha dikkatli kullanıyordu. Onu dinlerken aklıma annem geldi. Çocukluğumda, babamın eve geliş saatine göre evin havası değişirdi. Annem, sofrayı defalarca düzeltir, ekmeğin yönünü bile değiştirirdi. O zaman bunu özen sanırdım. Şimdi düşünüyorum da sevgiyle korku birbirine ne kadar çok benziyormuş uzaktan bakınca. Komşum gitmek için ayağa kalktı. Kapıya geldiğinde durdu.
"Biliyor musun?" dedi. "İnsan bir gün birdenbire dayanamayıp gitmiyor."
Yüzüme hüzünle bakarak, "İnsan, her gün azar azar gidiyor." dedi.
Kapı kapandı. Ev yeniden sessizleşti. Masanın üzerindeki iki fincana uzun uzun baktım. Birinde onun, diğerinde benim dudak izimiz vardı. Birbirinden farklı iki kadın değildik aslında. Sadece aynı hikâyenin başka sayfalarına yazılmıştık. O gün ilk kez kendi evime yabancı gibi baktım.
Koltuğa...
Perdelere...
Duvara astığımız düğün fotoğrafına...
Fotoğraftaki kadın gülümsüyordu. Onun geleceğe dair hayallerini hatırlarken bugün, geleceğin yalnızca umut ederek kurulmadığını bizzat yaşayarak anladım. Akşam olduğunda eşim eve geldi. Her zamanki gibi ceketini sandalyeye bıraktı. Gününün nasıl geçtiğini anlattı. Ben yıllardır hiç konuşmamış mıydım? Bana “Nasılsın?” diye sorulmamış mıydı hiç? Bir sürü soru üşüştü beynime, ta ki "Bir şey mi oldu?" diyene kadar.
"Hayır!" dedim. Gerçekten o gün hiçbir şey olmamıştı. İşte bunu fark ettiğim anda her şey değişti.
Hiçbir şey…
Bir evliliğin bitmesi için büyük kavgalara da gerek olmuyor bazen. Aynı suskunlukların, aynı alışkanlıkların, aynı görünmez eşitsizliklerin yıllarca hiç değişmeden sürmesi de psikolojik şiddet değil midir? O gece uzun süre uyuyamadım.Kendime ilk kez şu soruyu sordum:
"Ben burada kalırsam ne değişecek?"
Cevabı bulmak uzun sürmedi.
"Hiçbir şey."
İnsan bazen kalmak için bin neden bulabiliyor. Aileyi düşünüyor, komşuları düşünüyor, insanların ne diyeceğini düşünüyor. Ama gitmek için tek bir neden yetiyor: Artık kendini kaybetmeyi istememek.
Sabaha karşı pencereyi açtım. Sokak bomboştu. Derin bir nefes aldım. Özgürlük ciğerlerimi yaktı. Kimseye hiçbir şey söylemedim. Ertesi hafta bir avukatın kapısını çaldım. Elimde ne bir bavul vardı ne de hazırlanmış veda cümleleri. Sadece uzun zamandır ilk kez kendim için bir karar almıştım. Bu karar evlilikten kaçmak değil, kendimi bulmaktı. Kimsenin ne dediği umurumda değildi. Tek bildiğim artık kendi sesimi susturarak yaşayamayacağımdı.
Neşe Kazan
YAZARIN HAYATI
Duygu Asena 19 Nisan 1946’da İstanbul’da doğdu. Annesi Nihal Öndersev, babası Muhtar Asena’ydı. Babası susam ticaretiyle uğraşıyordu ve ailesi oldukça tutucu bir yapıya sahipti. Dedesi Ali Şevket Öndersev, CHP Gümüşhane milletvekiliydi ve Atatürk’le yakın ilişkileri olan bir isimdi. Şair İnci Asena’nın ablası olarak büyüyen Asena, Kadıköy Özel Kız Kolejinde ortaöğrenimini tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Pedagoji Bölümü’nden mezun oldu. Öğrenciliği sırasında Gültekin Gürgen ile evlendi ancak bu evlilik birkaç yıl sonra sona erdi.
Mezuniyetinin ardından bir süre pedagog olarak İstanbul Üniversitesi Çocuk Evinde ve Haseki Hastanesi Çocuk Kliniğinde çalıştı.
1972 yılında Hürriyet Gazetesi’nde fotomodel olarak gazeteciliğe adım attı ve kısa sürede çeşitli dergi ve gazetelerde yönetici, köşe yazarı ve röportajcı olarak yer aldı. Özellikle kadın dergilerinde uzun yıllar yayın yönetmenliği yaptı, bu süreçte kadınların toplumsal konumunu güçlendirmeye yönelik yoğun bir çaba sarf etti. TRT 2’de “Ondan Sonra” adlı programı hazırlayıp sundu, ayrıca birkaç film ve dizide rol aldı. Hayatının büyük bölümünde kadın hakları savunuculuğuyla tanındı ve bu alanda önemli bir ses oldu.
Kariyeri boyunca yoğun bir tempoda çalışan Asena; çocuk sahibi olmama kararını bilinçli bir tercih olarak aldı, annelik rolünü üstlenmek yerine bireysel özgürlüğünü ve profesyonel mücadelesini ön planda tutmayı seçti. Bu tutumu, kişisel bağımsızlığına verdiği değeri yansıtıyordu. 30 Temmuz 2006’da beyin tümörü nedeniyle İstanbul’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi ve Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.
YAZAR HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELER
Duygu Asena’nın vefatı ve cenazesinden sonra edebiyat, basın ve fikir camiasından birçok isim duygularını şöyle dile getirdi:
Haşmet Babaoğlu: “Türk gazeteciliğinde Duygu Asena bir milattır, kadınların yeri açısından gerçek bir milattır. Kadının adı var, artık. Güle güle Duygu!” dedi.
Metin Uca: “O gerçek bir devrimciydi. Hep kendini yenileyen biriydi. Sadece kadın hakları için değil, aynı zamanda bir demokrasi savunucusuydu.” diye konuştu.
Şirin Tekeli: “Mutlu uyu Duygu çünkü artık Türkiye’de kadının adı var.” sözleriyle vedalaştı ve feminizm mücadelesindeki rolünü vurguladı.
İpek Çalışlar: Asena’yı “fikir kadını” olarak nitelendirip “Toplumsal dönüşüme öncüydü, her zaman aramızda yaşayacak.” dedi.
Semahat El Raşdan: “Bana hep Atatürk’ü, Nazım Hikmet’i ve Aziz Nesin’i soruyorlardı. Buna bir Türk kadını da eklendi. Bu Duygu Asena’ydı. Fikirleri ölmedi, hâlâ yaşıyor.” ifadelerini kullandı.
Pınar Selek: Asena’nın mağdurların yanında duran, inandığı yolda dümdüz yürüyen öncü bir kadın olduğunu belirtti.
Yaşar Kemal: Onu cesur bir kahraman olarak andı.
Çalışma arkadaşları ve yakınları ise onu “su gibi yazan, su gibi okunan, sade, cesur, yenilikçi, en feminen feminist, iyi kalpli ve sevecen biri” olarak tanımladı; bazı edebiyatçılar ise yaklaşımını “sahte feminizm” veya bireysel kurtuluşa fazla ağırlık vermekle eleştirdi. Bu yorumlar, onun bıraktığı mirasın hem övgü hem tartışmayla dolu olduğunu gösterdi.
ESERLERİ
Roman:
*Kadının Adı Yok (1987)
*Aslında Aşk da Yok (1989)
*Aynada Aşk Vardı (1997)
*Aslında Özgürsün (2001)
*Aşk Gidiyorum Demez (2003)
*Paramparça (2004)
Öykü:
* Kahramanlar Hep Erkek (1992)
Deneme:
* Değişen Bir Şey Yok (1994)
Söyleşi:
*Zamana Değen Sorular (2019)
Anı-Biyografi:
*Orada Kadınlar Var mı? (2016)
KAYNAKÇA
https://tr.wikipedia.org/wiki/Duygu_Asena
https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/asena-duygu/hames-mehmet
https://en.wikipedia.org/wiki/Duygu_Asena
https://journo.com.tr/duygu-asena-kimdir-hayati-biyografi
https://www.researchgate.net/publication/396005457_DUYGU_ASENA_HAYATI_SOYLEMLERI_VE_TURKIYE’DE_IKINCI_DALGA_KADIN_HAREKETINE_ETKILERI
https://www.evrensel.net/haber/172114/son-yolculuk-sari-gullerle
http://arsiv.sabah.com.tr/2006/08/01/gun98.html
https://bianet.org/haber/gule-gule-duygu-gozun-arkada-kalmasin-83193
https://www.hurriyet.com.tr/gundem/duyguya-yakisir-veda-4849960
https://bianet.org/haber/turkey-lays-feminist-vanguard-asena-to-rest-83169
***
