BİR KÖY VARDI KÖYDEN İÇERİ
Bir Delinin Günlüğünden
Bir köy vardı köyden içeri... İçeri içeri bölümleri vardı köyün. İçten içe efkârlı bir köydü, anlatıcının gözyaşı buğusunda.
Anlatıcı aslında unutmuştu köyün mahallelerine verilen isimleri. Çok da mühim değildi zaten. Anlatıcının hatırladığı tek şey: Kaldırımlardan sahile uzanan acı dolu bir yol ve dağa doğru uzanan çığlık çığlığa bir yol.
Yollar ayrı yollar kapalı... Sonu meçhule giden bir gemi.
Köyden sahile inmek kolay. Gel de onu küçük kız çocuğuna sor. Peki ya dağ? Köyden yukarıya, dağa çıkmak zor iş.
Her kişinin ulaşabileceği bir nokta değil.
Anlatıcı, zoru seven birisiydi. Tanımıyorum kendisini ama insanların ruh hâllerini iyi çözümleyen cinsten. Sadece öyle duydum. Kendisi hakkında söylenenler buydu.
Anlatıcı bir gün dağa doğru bastonu ile yol aldı. Yoruldu ve tam dinleneyim derken bir kalabalık gördü. Bunu fark eden İçeri köyü sakinleri, hemen onu mekâna buyur ettiler.
Mavi renkte eski tarz bir sandalyeye oturdu anlatıcı. Köyde bir merasim vardı anlaşılan. Burada, sahile doğru uzanan mahallenin insanlarından da simalar vardı. Kalabalığın hararetinde ise sevinç ve telaş iç içeydi. Acı var mıydı? O da pek bilinmez amma...
Anlatıcın gözüne o esnada küçük bir kız çocuğu ilişti. Tahmini dört beş yaşlarındaydı. Yanında da sarışın bir kız çocuğu vardı. Minik kalpli kızın üzerinde desenli bir kazak ve çiçekli bir etek; başındaysa tacı...
Önce kalabalığın içinden bir kadın geldi ve minik kalpli kıza bir gül verdi. Bu güzel kalpli kız, davetin sonuna kadar elinde sımsıkı gülünü tutuyordu. Kalabalığın içinden birden ağlama sesi geldi. Kızın kırmızı gülünü sarışın kız çocuğu onun elinden alıverdi. Gül buna çok üzüldü. Zaman geceye sızıyordu. Minik kalpli kızı kalabalıkta hiç duyan yoktu.
Küçük kız çocuğunun ağlama sesi artmaya başlayınca en son "Sussun!" diye eline bir meyve tutuşturdular. Hüzün orada başlamıştı. Ben davetin eğlencesinde değil, o minik kalpli kızın ağlamasına çok üzülmüştüm.
Anlatıcı yola koyulurken şu soruyu sordu kendine: "Peki dağ bunun neresinde?"
Yıllar sonra anıları karıştıran teyze, bu fotoğrafı betimlemeye başladı.
Fotoğraf...
Sahildeki çocuğun elinde kırmızı bir gül var. Başı öne eğik ve hüzünlü. Yanındaki arkadaşının elinde bir meyve. Olayın suçluları çok. Tertemiz mavi ve yıkılmayan dağ hariç.
Babaannenin hisleri çok kuvvetlidir. Bir de ona soralım.
Babaanne der ki: "Fotoğraf, sahilde çocuğun kırmızı gülü elinden alınmadan çekilmiş olabilir."
— Eeeee?
Bir delinin günlüğünden sızan o merasim gününde yaşananlar için "Onlar ermiş muradına mı?" diyelim. Demeyelim...
Deniz ayrı dağ ayrı. Allah yeni umutlar versin. Âmin.
***
