ÇATLAMIŞ DUVARDA BULUŞAN HİKAYELER
Ayakları yorgun, yüreği taşıyamayacağı kadar ağırdı. Başında gri bulutlar ve düşüncelerle yürüyordu Kenan. Bir adım daha attı, nereye gittiğinin farkında değildi. Birden durdu, sıvası çatlamış, boyası solmuş bir ev çıkmıştı karşısına. Uzun uzun baktı, duvarla iç içe geçmiş kurumuş ağacı görünce irkildi. Duvardaki çatlaklar ve ağacın dalları, içindeki kırıklarla özdeşleşmişti. Bir zamanlar yeşil olan ağaç, yıllar içinde duvara sarılmış sanki birlikte yaşlanmışlar gibiydi. Başını salladı; “Yapma oğlum, neler düşünüyorsun? Hemen git buradan” dedi kendi kendine.
Fakat, pencereye bakınca ürperdi. Pencere, iki renkli ve iki hikâye anlatan bir ayna gibiydi. Sanki bu aynada kendisine bakıyor, evin ruhuna doğru akıyordu. Zaman mekân kavramını yitirmişti. Güzeller güzeli Leyla’sı geldi aklına, büyük bir aşk ile bağlanmış, gelecekte kuracakları yuvalarının hayalini kuruyorlardı. Leyla; “Ya bak gülme, sana klasik gelecek ama ben tek katlı bahçeli bir ev istiyorum. Bahçesinde iki tane de meyve ağacı “ diye anlatırken yanakları heyecandan kızarıyordu.
“Neden ağaç istiyorum biliyor musun? Bizimle büyüyüp bizimle yaşlansınlar, hem de kış gelip kuruduklarında bahara neşeyle çiçekleneceklerini görmek için.” derken gülüyordu.
Kısa zaman sonra, aile arasında bir nişan töreni yapılmış ve düğün hazırlıklarına başlanmıştı. Leyla’nın istediği gibi bir ev bulmuşlardı, tam da istediği gibi iki ağaç vardı. Eşyalar alınmış, bir de bahçeye salıncak kurulmuştu. Bütün hayalleri gerçekleşiyor artık bahçede koşan çocukların hayalini konuşuyorlardı.
Evlerinde son düzenlemeleri yapmak için gidecekleri gün, yüreğinde bir ağırlıkla uyandı Kenan. Kahvaltı bile yapmamıştı, canı bir şey istemiyordu. Leyla’yı aradığında telefon çalıyor açılmıyordu. Tekrar aradığında tanımadığı bir ses duydu. “Ben polis memuru Ahmet, kimliğinde Leyla yazıyor. Siz nesi oluyorsunuz?” diye sorunca. Kenan, şaşkına dönmüştü; “Siz ne diyorsunuz, ben nişanlısıyım, nasıl olur?” Ne diyeceğini bilemeden konuşuyor, oradan oraya koşuyordu.
“Üzgünüm efendim, hastaneye getirdik ailesine de haber verin, hemen gelin” dedi.
Kenan, hastaneye geldiğinde bütün aile oradaydı ve herkes ağlıyordu. Doktor gelip; “Başınız sağ olsun çok uğraştık fakat başına büyük bir darbe almış maalesef kurtaramadık.” dediğinde yıkılmıştı Kenan.
Düğün hazırlıkları, aldıkları ev, mutluluk hayalleri hepsi gözlerinin önünden film şeridi gibi geçiyordu. Acısıyla başa çıkamıyordu, uzun tedaviler görmüş, ailesinin de desteğiyle kendisini biraz toparlayabilmişti.
Aradan yıllar geçtikçe acısı hafiflese de, Leyla’sının anıları hala kalbindeydi. Karşısına çıkan bu ev, eskimiş ev ve kurumuş ağaç tesadüf olamazdı. Pencerede gördüğü renkler karşısında bir an duraksadı. Bir yanı kızıl karayken bir yanı hafif pembe camları, ona rehberlik ediyordu sanki. İçinde bir hafifleme hissetti ve orada kararını verdi. Aldıkları evi öylece yalnızlığa terk etmişti. Oysa Leyla’nın hayaliydi o ev ve ağaçlar. Evlerini yeniden boyayıp, ağaçlara bakacak baharı bekleyecekti. Çiçeklenip meyve verişlerini Leyla için izleyecekti. Leyla bu evi ve ağaçları boşuna istememişti. Kalbindeki ağırlığın bir kısmını bu eski eve bırakarak umutla ve hızla yürümeye başladı.
