BU EVRENDE YALNIZ DEĞİLİZ
Aah Sevda Teyze ah!. Olmadı şimdi böyle yarım bırakıp gitmek. Ne güzel konuşur ne güzel yazardın sen.
Evren, kendi içine dalmış sessizce otururken, kalabalığın hepsi bu hüznüne eşlik ediyordu. Sanki havada asılı kalmış özlem, hüzün ve acıyı, elinizle tutup alabiliyordunuz. Yan komşum, bahçe ortağım Sevda Teyze’nin ne kadar çok seveni varmış. Az konuşur öz konuşurdu. Çok yazardı. Sade, mütevazı dış görünüşünün altında, içine kaçmış bir bilge vardı.
Yüzünüzden, gözünüzden, duruşunuzdan ne hissettiğinizi anlar; siz daha açıklamadan en doğru cümleyi, en doğru yerde söylerdi.
Sabah erken kalkardı. Tıpkı Evren gibi. Kahvaltısını özenle hazırlar, keyifle yerdi. Bir bardak kahve ile yaz-kış bahçesinde sabah yürüyüşü yapar, her çiçeği her ağacı her otu sever, okşardı. Onlarla konuşurdu. Bahçesi hep rengarenk canlı dururdu.
Ev işlerini bitirdikten sonra, mevsime göre bazen limonata bazen ıhlamur çayını alıp bahçesine bakan verandasında otururdu. Elinde kağıt, kalem küçük masasında yazdıkça bıraktığı kağıtlarla dolardı. Evren, kendi verandasında saatlerce kitap okurken, arada bir mola verip onu seyrederdi. Yazdıklarına göre değişen duruşu ve yüz ifadesi olurdu. Komik şeyler yazıyorsa yüzünde hafif bir gülümseme olurdu. Bazen de birkaç damla gözyaşı dökerdi gizli gizli. Gözünden akan yaşları silerdi sakince. Ama yazmayı hiç bırakmazdı.
O zamanlar da bilirdi Evren, rahmetli eşi Mehmet Amca’yı yazdığını. Bazen o kadar hüzünlenirdi ki kalemi kağıdı bırakır, kısık sesle “Oy Mehmed’im Mehmed’im. Sana küstüm demedim!..” türküsünü sesi titreyerek söylerdi. Bilirdi Evren, kırk beş yıllık hayat arkadaşına duyduğu özlemi, boğazından kısık kısık çıkan bu türkü ile dile getirirdi.
Sonra yazmaya devam eder, kağıtlar doldururdu. Bazen kalemi, kağıdı bırakır, heyecanla eve girer, salondaki devasa kitaplığına dalardı. Araştırır, okur, notlar alırdı. Aynı heyecanla salondan çıkar, aynı koltuğa oturur ve yazmaya devam ederdi. Evren bilirdi, yazdıkları boş cümleler değildi. Araştırıp yorumladığı cümlelerdi.
Vefatından – ki yatağında yüzünde bir gülümseme ile huzur içinde bu fani dünyayı terk etmişti.-- bir gün önce Evren’i kahve içmek ve kurabiye yemek için davet etmişti. ”Çok güzel kurabiyelerdi” diye düşündü Evren, yüzünde özlemle karışık hüzünlü bir gülümseme ile.
Şimdi düşünüyordu da son gününe yaklaştığını anlamış gibiydi Sevda Teyze. Eğer olur da bir gün ona bir şey olursa, bu yazdıklarını Evren’e vasiyet olarak bıraktığını söylemişti. “Bunların kıymetini bir tek sen anlarsın.” demişti. Evren; “Allah gecinden versin Sevda Teyze’ciğim, çağırma şimdi” diye cevap vermişti. Ama içindeki bilge kadın sezmişti gene olacakları.
Düşüncelerinden uyanan Evren, kalabalığın içinde huzursuzca duruyordu. Yalan değil, Sevda Teyze’nin kendine bıraktığı kağıtları çok merak ediyordu. Yıllarca durmadan, üşenmeden neler yazmıştı acaba?
Bir gün merakına yenilip, sormuştu Evren. ”Her gün burada oturup yazıyorsun Sevda Teyze. Ne yazdığını merak ediyorum?” demişti. Sevda Teyze şöyle demişti:
”Olan, olmayan, olması gereken, gerekmeyen, olacak olan, olmayacak olan, olası olan, olasılıksız olan her şeyi yazıyorum. Çünkü bu evrende yalnız değiliz. Bu kağıtlardakiler benim aracılığımla evrene yayılıyor. Belki bir gün birisinin kalbine dokunur. Belki bir gün birinin yarasına iyi gelir. Belki bir gün birine yol gösterir. İşte o gün ben ölümsüzleşirim.” demişti.
Evren sabit durmaktan yorulmuştu. Biraz hareket etmek istedi. Bu sırada gözü Sevda Teyze’nin devasa kitaplığına takıldı. Oraya doğru ilerledi. Raflardaki kitaplara rastgele bakarak ilerledi. Her konuda, özellikle evren konusunda bir çok kitabı vardı. Kitaplığın sonuna doğru yaklaştığında, yerdeki büyük kutuyu fark etti. Kutunun üzerinde; "Evren Hanım’a verilecek" yazıyordu. Yere diz çöktü. Kapağı kaldırdı. İçindeki kağıtlara doğru uzandı. Bir elini kağıtların üzerine, bir elini kalbinin üstüne koydu ve gözlerini kapattı.
Evren, iki elinin arasında tüm vücuduna yayılan bilgelik enerjisini hissettiğinde, önce korktu, sonra huzurlu bir gülümseme yayıldı dudaklarına. Evren’in içinden bir ses, zaten şimdiden Sevda Teyze’nin ölümsüzleşeceğini söylüyordu. Ki o kağıtlardakinin daha bir kelimesini bile okumadan. Belki de bir gün, bu kağıtları okuduktan sonra bir kitapta toplayarak Sevda Teyze’nin ölümsüzlük düşüncesini gerçekleştirmiş olacaktı Evren.
