BİR ŞİİRİN KIYISINDA GÖĞE BAKMA NOTLARI
Burası göğe bakma durağı değil. Kaç ev atladığımı saymadım. Tek başına sevinebilmek de olası, kaybolmak için uğraştığım anlık dünyamda. O duru maviliğe bakmamanın açıklaması ruhsuzluktan olsa gerek.
İstanbul’u şenlendirdiğim günden kalan bir anı, kim bilir kaç yıl öncesi.
Ardımda en sevdiklerimden eskilik, eskimişlik...
İnsanların pervasızca yanımızdan geçip gittiği, kimsenin derdini kimsenin bilmediği, her renk ve ırktan, her dilden onlarca kişinin arasından kimse fark etmeden kayıp geçtiğim o gün…
Yaşanmışlığı olan şehirler ve mekanların büyüsü görünmez enerjiyle kuşatıyor dört bir yanımı.
Okul gezisinde ağacı kazıyan haşarı çocuğun, “Hocam tarihi eser buldum!” ünlemesiyle ağaç üzerinde kalp içerisine alınmış iki ismin 50 yıl öncesi tarihi tetiklemiş olabilir, eskiye ait ne varsa fotoğraflama tutkumu...
Pazartesiler de bitmesin, nasılsa kamuya açık olması korkutucu değil. Ellerim ellerime kenetlenmiş, neyse ne artık bundan sonrası...
Şu fotoğrafın büyüsünü bozmadan, birlikte göğe bakalım mı?
***
