BİR KİTAP: SEVGİ ZEKASI / MUHAMMET BOZDAĞ
Hayatı ve bulunduğumuz ortamı sevdiğimizde sakinleşir, rahatlarız. Değerli, önemli, saygın, sevimli, arzulanan, desteklenen bir canlı olduğumuzu algılarız. Olumsuz duygular, bedensel enerjimizi boş yere tüketemez. Kendimizi daha canlı ve güçlü hissederiz.
Sevginin beslediği huzur iklimi, yüreğimizdeki yaşama sevincini yeşertir. Erken kalkıp hemen işlere koyulma isteğiyle güzel şeyler üretip “bir hoş seda” bırakmanın çabası içine gireriz.
Sevilenle, Allah arasındaki bağı fark etmek:
Bir güzele mi çarpıldınız? Onu yaratan ve size gösteren doğa yasaları değil, Allah'tır. (c.c.)
Çocuğunuz mu doğdu? O sevimli çocuğu yaratan ve size gösteren doğa yasaları değil, Allah'tır. (c.c.)
Terfi mi ettiniz? Sizi patronunuz değil, Allah terfi ettirdi. (c.c.)
Maaşınıza zam mı geldi? Bunu Allah (c.c.) nasip etti.
Bugün ders çalışabildiniz mi? Bunu Allah (c.c.) mümkün kıldı.
Birisi sizi övdü mü? O dili Allah (c.c.) konuşturdu.
Allah sevgisi; kötülük yapmamayı, zarar vermemeyi, adaleti tesis etmeyi, hayatınızın biricik hedefi haline getirir.
Ayrımcıların, ırkçıların ve alaycıların ilk düşmanının Allah (c.c.) olduğunu aklımızda tutarız.
“Allah (c.c.) bundan razı olur mu ve bunu sever mi?” diye sorar, sevdiğini anlarsak biz de severiz. Allah'ın (c.c.) razı olmadığı işlerden de ilişkilerden de kaçınırız.
Önyargı, çoğumuzda bulunan zihinsel bir zafiyettir. Kötü huylar edinen beyin, gerçeği çarpıtır. Kıskandığı, rekabet ettiği veya beğenmediği kişinin kötü özelliklere sahip olduğunu düşünür, ya da o kişinin kötü özelliklerini abartır.
Uykusuz, yorgun, üzüntülü olduğumuzda algılarımızın terazisi bozulabilir.
Geçmişte haksızlık görenler, üzüntülerinden kurtulmak için haklarını almayı deneyip maddi ve manevi zararlarını telafi etmeye çalışabilirler. Çok geçmişte kalmış, zaman aşımına uğramış olayların sıkıntısından da “affederek” kurtulabilirler.
Kendisine haksızlık yapan kişi; belki cahilliğinden, bilinçsizliğinden ya da hastalık, fakirlik, bunalım gibi zor bir durumunda olduğundan gerçekleştirmiştir bu kötülüğü. Belki pişman olmuştur. Belki hayat imtihanı ona, ettiğini fazlasıyla buldurmuştur veya bulduracaktır. Belki biz de “hırçınlığımızla” bu durumun ortaya çıkmasında etkili olmuşuzdur.
Belki Yüce Yaradan, bizi bu yolla sınamak, hayata hazırlamak istemiştir. Belki sabrımızla aldığımız maddi ve manevi ödül, aradığımız intikamdan fazladır.
Size de tuzak kurulabilir mi? Göz önünde misiniz? Avlanabilecek neyiniz var? Paranız mı? Makamınız mı? Güçlü çevreniz mi? İmanınız mı?..
Sözlere, vaatlere kanıp ani kararlar vermeyelim...
Kendinizi, dostunuza adayıp aşırı bağlanmayın! Çünkü ölebilir, sizden uzaklaşabilir, başkasını tercih edebilir ya da siz, onda çok rahatsız edici bir yön bulmaya başlayabilirsiniz…
Tehlikeli, olumsuz özelliklere sahip olan kişilerden uzaklaşmaktan korkmayın. “Üzülür mü, vefasızlık etmiş olur muyum, ihanet mi etmiş olurum?” diye düşünmeyin. Bu yaklaşım biçimi, ödeyebileceğiniz bedel söz konusu olduğunda çok önemsiz kalır! Bu kişilerden uzaklaşmazsanız; kendinizi uyuşturucu satıcılığı, çete üyeliği, terör örgütü propagandacılığı gibi tehlikeli bir durumun içerisinde bulabilirsiniz. Bu nedenle suça eğilimli kişilerden uzaklaşın!
Kadınla, erkek; ateşle, barut gibidir. Kimse, melek değildir. Kimsenin nefsine “Bana; ana, baba, abi, bacı gözüyle bakar.” diyerek güvenilmez! İçimizde şehvet duyguları oluşturacak ilişkilerden şiddetle sakınalım!..
Dengesiz tavırda inat eden benliğimizi, eziyet ederek eğitelim! Benliğimizi zapt edilmesi gereken vahşi bir ata benzetebiliriz. İplerini gevşetmeyelim.
Ağzımıza haram lokma sokmayalım. Harama bakmayalım, küfürlü sözlerden uzak duralım. İnatçı benlik her türlü işkenceye direnebilir, ölüme bile meydan okuyabilir. Fakat açlık, benliğin inadını kırar! Açken; cinsellik, onur, takdir, refah, saygınlık, sevgi, kendini gerçekleştirme ihtiyaçları ortadan kalkar. Aç bir nefsi taş gibi bir ekmek doyurur, ancak tok nefsi hiçbir maddi unsurla doyuramazsınız.
Çevrenizi yeşillendirin. Ağaç dikmek, Allah'ı (c.c.) zikredip yeryüzünü süsleyen bir canın ortaya çıkmasını sağlamaktır.
Diktiğiniz ağaçların dallarına sığınan ve meyvelerinden beslenen canlıların ibadetlerinden kıyamete kadar hissenizi alırsınız. Ahiret gününe kadar sevaplarınızın devam etmesini istemez misiniz? Çevrenizi yeşillendirirseniz ilahî bir amaca hizmet edersiniz…
Kendine değer veren bir insan dışarıdan nasıl görünür? Kamburu çıkmış, somurtkan ve tükenmiş mi? Yoksa dimdik, hareketli ve enerjik mi? Aynanın karşısına geçip kendine gülümseyerek varlığına şükretmez mi? İhtiyaçlarını, sorunlarını anlamak ve çözüm üretmek için kendine zaman ayırmaz mı? Uykusunu yeterince almaya, dengeli beslenip sağlıklı yaşamaya çalışmaz mı? Yoksa bunların hiçbirini yapmayıp başkalarının kölesi olarak yaşayarak ömür mü tüketir?
Sorun anne, baba eleştirileri midir? Sizi eleştiriyorlar, aşağılıyorlar, incitiyorlar mı? Şöyle mi diyorsunuz? “Her şeyime karışıyor, her yaptığımda bir hata buluyor, sürekli beni eleştiriyor, olumsuz enerjisini hep bana boşaltıyor.”
Eğitimli, bilgili olsalardı, eleştirilerini sizi aşağılamadan yapmayı başarabilirlerdi. Onlarla bir arada olmak zorundasınız. Öyleyse aklınızı kullanın. Niyetlerine bakın!
Hayatınızı, onların değerlerine göre düzelmenizi, mutlu olmanızı istiyorlar. Yanlış davranışlarda bulunmanızdan korkuyorlar.
Amaçları size düşmanlık etmek, nefislerini eğlendirmek değil, içlerindeki gerilimi kontrol edemedikleri için öfke patlamaları yaşıyorlar. Aslında sizin iyiliğinizi istiyorlar. Öyleyse onlara kin gütmeyin, sakin olun, açıklayıcı yaklaşımlarda bulunun ve sabredin!..
“Ne şekilde eleştirmeleri gerektiğini” söylemeyi deneyin. Öte yandan eleştiriyi, aşağılanmayı, suçlanmayı hak etmeyen çocuk olmaya da gayret edin…
