BİR KİTAP: CEVDET BEY ve OĞULLARI / ORHAN PAMUK
1905’li yıllardan 1970’li yıllara uzanarak üç kuşak birden içeren oldukça uzun (580 sayfa), uzun olduğu için de birçok karakter barındıran, dizi film tadında bir roman.
II. Abdülhamid döneminden 1930 yıllara, oradan da Hatay'ın anavatana katılımı ve İkinci Dünya Savaşı, sonrasında 1970 yılı ve askeri muhtıra dönemi.
Romanın başında Cevdet Bey ve ağabeyi arasında geçenleri, birbirinden farklı ve birbirlerini küçük gören ama bir yandan da özenen iki kardeşi ve birinin hazin sonunu görüyoruz.
Devamında ise, Cevdet Bey’in mutlu evliliği ve devamında iki oğul bir kız evlat sahibi olduğunu, hanımının bir paşa kızı olduğu için kendisi her ne kadar sıfırdan gelen bir tüccar olsa da, sınıf atladığını Nişantaşılı bir aileye evrildiğine şahit oluyoruz.
Tabii, zaman geçtikçe çocuklar büyümekte. Evlenip onlar da çoluk çocuk sahibi olunca ailenin genişlediğini ve roman ilerledikçe yeni karakterler girdiğini görüyoruz.
Erzincan Kemah ve Sivas yolu üzerindeki çalışmalar , dönemin Anadolu'sunu gözler önüne seren yazar Avrupa’nın hem ekonomik hem düşünce, felsefe yönünden gelişmişliği ve insanların bu ikilem arasında kaldıklarını ilmik ilmik dantel gibi işlemiş romanında.
Son bölümde ise, artık 70’lere gelinir. Üçüncü kuşak olan torun Ahmet’i görürüz. Dedesi, amcası ve babasının amcası ile ilgili araştırmalar yapan ressam torun, muhtıra ile ilgili oldukça heyecanlıdır.
Roman tam olarak Osmanlı’nın son dönemleri ile Cumhuriyet’in ilk 50 yılındaki toplumun sosyo-ekonomik durumunu gözler önüne sermektedir.
Ben, naçizane, yazarımız Orhan Pamuk'un tarzını Marquez'e çok benzetiyorum.
Romanları oldukça yavaş ilerler, ağırdır. Zaman zaman okuyucu kopabilir zorlanabilir, karakterler oldukça fazladır vs vs . Ancak nedense benim hoşuma gidiyor bu durum . Zaten Marquezi de çok severim ve onun da birçok kitabını okudum.
Size de iyi okumalar.
