BİR KİTAP: BEYOĞLU'NUN EN GÜZEL ABİSİ / AHMET ÜMİT
Zamanla çok uzaklardaki mezralarından, köylerinden zorla ta buralara kadar savrulup ayakta kalma mücadelesi veren yoksul kadınların, erkeklerin yani hayatın çiğneyip tükürdüğü insanların sığındıkları bu düşmüş semtin köhne sokaklarından biri.
Bu ülkenin sorunu ahlaksızlık, şeref yoksunluğu, onur kaybı...
Bilirisiniz Nevzat Bey, Eylül en güzel zamandır İstanbul'un.
Herkes yeni bir yılı karşılama telaşı, heyecanı ve mutluluğu içindeyken görevi başında olanlar vardır.
Başkomiser Nevzat ve ekibi gibi.
Telsizlerine gelen bir anons Nevzat, Ali ve Zeynep için uzun bir gecenin başlangıcı demektir. Tarlabaşı'nın arka sokaklarında bir erkek cesedi bulunmuştur. Bir bıçak darbesi ile öldürülen kişi, bölgenin tanınmış isimlerinden Engin Akça'dır.
Cinayet, Engin'in en büyük düşmanlarından birinin sahibi olduğu Tarlabaşılılar Kulübü'nün hemen önünde işlenmiştir. Bu durumda en büyük zanlı da kulüp sahibi Barbut İhsan'dır. Fakat araştırmalar sürdükçe dostu kadar düşmanının da çok olduğu ortaya çıkar Engin'in.
Cinayet soruşturması yanında pek çok konuya da değinmiş yazarımız; bir çok eserinde olduğu gibi. 6-7 Eylül olaylarından, Gezi eylemlerine, kentsel dönüşüm adı altında imar rantından sokak çocuklarına, kumardan fuhuşa, kadına şiddetten töre cinayetlerine kadar. Nevzat Başkomiser’e neden “Beyoğlu'nun En Güzel Abisi” dendiğini de öğreniyoruz kitapta; Tarlabaşı'nın geçmişi ve günümüzdeki halini de. Yine güzel bir macera, yine dolu dolu İstanbul ve o mu bu mu derken, şaşırtan bir katil. Laf aramızda tahminimde yanılmadım bu kez.
Kitapta bahsi geçen güzel şarkıları paylaşmadan olmaz elbet.
Ömrümüzün son demi, son baharıdır artık / Müzeyyen Senar
Ne doğan güne hükmüm geçer, ne halden anlayan bulunur / Minür Nurettin
Rüzgar söylüyor şimdi o yerlerde bizim eski şarkımızı / Zeki Müren
Hastayım yaşıyorum, görünmez hayaliyle
Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime
Ben gamlı hazan, sense bahar, dinle de vazgeç. Sen kendine, kendin gibi bir taze bahar seç
Yanıyor mu yeşil köşkün lambası yar / Müzeyyen Senar
Yine kitapta geçen ilginç bir ifade var ki mutlaka paylaşmalıyım.
Süt hırası: Bebek iken anne sütünü uzun zaman veya bol ememediğinden cılız kalmış çocuk demekmiş. Bileniniz vardır belki; ama ben ilk kez duydum.
Bir ortak okuma kitabıydı, bu akıcı ve heyecanlı macera. Eşlik eden sevgili Azime ablama, Nebahat ablama, Münevverciğime ve Bahar'ıma sevgiler ve teşekkürler yolluyorum kucak dolusu. Gelsin yeni maceramız o halde hanımlar.
“Bu memlekette kadınların eti de, canı da sudan ucuz. Bu memlekette kadınlar, erkeklere kurban diye sunulmuş, hem zevklensinler, hem işlerini gördürsünler hem de öldürülsünler diye.”
“İşte o anda duydum sesi. Uğultu gibiydi, evet ağaçlardan geliyordu. Genç adamın duyduğu ses bu muydu yoksa? Tüylerim diken diken olmuştu, ama kendimi korkutmanın anlamı yoktu. Hemen mantıklı bir açıklama buldu zihnim: Rüzgarın sesi. Elbette rüzgarın sesi. Zaten uğultu gibi, ne söylediği de anlaşılmıyordu. Ama bu büyülü gece, mantıklı açıklamamı çürüttü hemen; uğultu giderek netleşti, bir kız çocuğunun incecik sesine dönüştü. Ardı ardına isimler sıralamaya başladı.”
"Ali İsmail, Abdullah, Mehmet, Ethem, Mustafa!”Bir dua, bir ilahi, bir tekerleme gibi..
"Ali ismail, Abdullah, Mehmet, Ethem, Mustafa!”
“Cinayet işleyenler, kurbanlarıyla birlikte kendi huzurlarını da öldürürler.”
“İnsan ne iyidir ne kötü; hem şeytan vardır içimizde hem de melek. Hangisini uyandırırsak, hangisini beslersek, o ele geçirir ruhumuzu.”
“İnsan yaşadığı yere benzer.”
“Nasıl da mantıklı konuşuyordu. Zamanından önce büyüyordu bu çocuklar, tıpkı zamanından önce ölecekleri gibi.”
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
