BİR AVUÇ
gidilir yollar,
yürünür deli dolu
hem de ardına bile bakmadan,
düşülür
tüm yalnızlıklarım
bir bir çetelesine,
göğsüm kafesinde
inleyen
yaralı takvimin…
sorulur sorular,
sorulur
hem de binlercesi,
beklenir
verilsin diye
cevabı,
kuruyup da dalından düşmüş
yaprağa benzer
dudaklarından;
öyle ıssız
öyle susuz…
çekilir nefes,
doldurur ciğerleri
kıyasıya,
doldurur tepeleme,
her iç çekişte
bir avuç dikendir kustuğum;
üstüne üstüne
dünyanın…
sarılır yaralar,
sağaltır acı,
sağaltır öfke beni,
sağaltır;
dinmek bilmez
gözyaşı,
ve
heybemde yüklü bulutlar,
çalakalem yaşanmış
bir ömür
heybemde…
susulur sonra
bir yudumluk,
ağzının kenarında
öylesine debelenen
acemi kelimeler…
sonra
diner yağmur,
diner rahmet,
uzaklarda bir çocuk güler,
birisi sigarasını yakar,
ateşi kibritten ödünç
bir dal kırılır sonra ormanda
kim bilir nereyi sızlatır
ağırlığı,
bir kuşun sonra
göğe değer kanadı,
ötede,
kuytuda
bir cansız beden
düşer
koynuna toprağın,
tanıdık bir yüz
arar insan,
bir bildik hatıra;
örselenmenin tarihini,
oysa
ne yol kaldı geride
yürünen,
ne sorular;
susulan,
ne nefes var artık
elde avuçta,
kelimelerin
sızlatan coğrafyasında,
dikiş tutmaz yaralarım
var artık;
ezber bozan,
bir avuç da kelimem
sustuğum,
bir de
bir avuç diken;
hani
dünyanın ta
üstüne üstüne
kustuğum…
