BERTOLT BRECHT
Sınıfta çıt çıkmıyordu.
Tahtanın üzerinde Latince bir cümle yazılmıştı.
“Dulce et decorum est pro patria mori.”
Brecht, sırasının üzerinde duran kâğıda baktı. Öğretmen cümleyi bir kez daha okudu.
Sonra Almancasını söyledi: “Vatan için ölmek tatlı ve onurludur.”
Arka sıralardan birkaç öğrenci başını kaldırdı. Dışarıda Augsburg'un gri gökyüzü görünüyordu. Savaş başlayalı iki yıl olmuştu. Sokaklarda üniformalar çoğalmış, sınıftaki sıralar seyrelmişti. Geçen ay yanında oturan çocuk artık yoktu. Bir başka sırada oturanın ağabeyinden de haftalardır haber alınamıyordu.
Öğretmen kâğıtları dağıtmaya başladı. “Bu cümleyi açıklayacaksınız. Horatius'ın ne anlatmak istediğini düşünün. Vatan uğruna verilen hayatın neden onurlu olduğunu kendi sözlerinizle anlatın.”
Brecht kalemini eline aldı. Bir süre hiçbir şey yazmadı. Yanındaki Caspar Neher ona doğru eğildi.
— Ne yazacaksın?
Brecht gözlerini kâğıttan ayırmadı.
— Bilmiyorum.
Öğretmen sınıfta dolaşıyordu. Brecht yeniden kâğıda baktı.
“Tatlı.”
Kelimeyi zihninde birkaç kez tekrarladı. Sonra gözünün önüne savaşın başlarında istasyonda gördüğü askerler geldi. Çoğu kendisinden yalnızca birkaç yaş büyüktü. Anneleri ellerinde mendillerle peronda durmuş, bazıları çocuklarına son kez sarılmıştı. O gün herkes gülümsemeye çalışmıştı. Brecht kalemini kâğıda bastırdı.
“Tatlı.” diye mırıldandı.
Yanındaki çocuk ona baktı.
Yazmaya başladı. İlk cümleyi yazdı. Sonra durdu. Sildi. Yeniden yazdı. Bu kez silmedi.
Öğretmen sıraların arasında dolaşırken Brecht'in yanında durdu.
— İyi gidiyor mu?
Brecht kâğıdı kapatmadı.
— Evet.
— Konuyu anladın mı?
— Sanırım.
Öğretmen yürüyüp gitti. Brecht yazmaya devam etti. Önündeki cümle artık Horatius'ın cümlesine benzemiyordu. Ölümün tatlı olmadığını yazdı. İnsanın yatağında ölmesinin de savaş meydanında ölmesinin de kolay olmadığını söyledi. Genç bir insanın hayatının ortasında ölmesini yüceltmenin ona göre bir anlamı olmadığını yazdı. Sonra bir yerde durdu. Kaleminin ucunu kâğıda bastırdı. Bir anlık tereddütten sonra devam etti.
“Böyle bir söz ancak belirli bir amaç için yapılmış propaganda olarak değerlendirilebilir.”
Kâğıdın üzerinde bu cümleyi görünce arkasına yaslandı. Sınıfta hâlâ yalnızca kalem sesleri vardı. Brecht başını kaldırıp pencereye baktı. Dışarıdan bir araba geçti. Bir an için okulun duvarlarının çok uzağında, başka bir dünyada yaşanıyormuş gibi geldi ona. Sonra zil çaldı. Öğretmen kâğıtları topladı. Brecht kâğıdını uzattı. Öğretmen aldı. Gözleri ilk satırlarda gezindi. Sonra durdu. Brecht bunu fark etti. Öğretmenin yüzündeki ifade değişmişti.
— Brecht.
— Efendim?
— Biraz benimle gel.
Koridora çıktılar. Sınıfın kapısı arkalarından kapandı. Öğretmen kâğıdı elinde tutuyordu.
— Bunu gerçekten sen mi yazdın?
— Evet.
— Bu sözlerin ne anlama geldiğini biliyor musun?
— Benim için anlamı açık.
— Brecht, savaş zamanı böyle konuşulmaz.
Brecht'in yüzünde küçük bir değişiklik oldu.
— Ne zaman konuşulur?
Öğretmen cevap vermedi. Koridorun sonunda bir kapı açıldı. Başka bir sınıftan öğrenciler çıktı. Birkaçının yakasında askerî renklerde kurdeleler vardı. Brecht onlara baktı. Sonra öğretmenin elindeki kâğıda.
— Ben sadece cümlede yazanın doğru olup olmadığını sordum.
— Bazı sorular bazı zamanlarda sorulmaz.
Brecht başını kaldırdı.
— Öyleyse neden bize kompozisyon konusu olarak veriliyor?
Öğretmen bu kez cevap vermekte zorlandı.
— Git sınıfa.
Brecht sınıfa döndü. Fakat birkaç gün sonra yeniden çağrıldı. Bu kez odada yalnızca öğretmeni yoktu. Müdür de oradaydı. Masanın üzerinde Brecht'in kompozisyonu duruyordu. Müdür kâğıdı parmaklarının ucuyla kaldırdı.
— Bu yazının okulun kurallarına aykırı olduğu söyleniyor.
Brecht sustu.
— Bir açıklaman var mı?
— Yazdıklarımı açıklayabilirim.
— Öyleyse açıkla.
— İnsanların ölmesini neden onurlu bulmam gerektiğini anlamıyorum.
— Vatan için ölmekten söz ediyoruz.
— Ölen yine insan.
Müdür kâğıdı masaya bıraktı.
— Bu düşünceler seni okuldan uzaklaştırabilir.
Brecht'in yüzünde korkudan çok şaşkınlık vardı.
— Bir kompozisyon yüzünden mi?
— Bir kompozisyon yüzünden değil. Yazdığın şey yüzünden.
Kapı açıldı. İçeri Romuald Sauer girdi. Brecht onu tanıyordu. Din derslerine giren öğretmendi. Sauer masanın üzerindeki kâğıda baktı, sonra Brecht'e.
— Çocuk ne yazmış?
Müdür cevap vermedi. Sauer kâğıdı aldı ve okudu. Sonuna geldiğinde bir süre sessiz kaldı. Brecht onun da kendisini azarlamasını bekledi. Sauer kâğıdı katladı.
“Çok sert yazmış…” dedi.
— Fakat düşüncesini söylemiş. Bunun için çocuğu okuldan atmak doğru olmaz.
Brecht ilk kez nefesini rahatlıkla bıraktı. O gün odadan çıktığında koridor her zamankinden uzun görünüyordu. Sınıfa döndü. Sırasına oturdu. Kâğıdını geri vermemişlerdi. Defterini açtı. Boş bir sayfaya baktı. Az önce kendisini okuldan attırabilecek cümleleri yazdığı el, şimdi hiçbir şey yazmıyordu. Caspar Neher yanına eğildi.
— Ne oldu? Ceza aldın mı?
Brecht pencereye baktı.
— Henüz değil.
— Peki ne yapacaksın?
Brecht kalemi parmaklarının arasında çevirdi. Dışarıda okul bahçesinden bir grup öğrenci geçiyordu. İçlerinden biri yüksek sesle güldü. Brecht onları izledi.
“Yazacağım.” dedi.
Kalemini kâğıda değdirdi.
— Önce neye inanmadığımı yazacağım.
Sonra yazmaya başladı.
Yıllar sonra tiyatro sahnelerinde insanların kalıplaşmış cevaplarına inanmak yerine sorular sormasını isteyecek olan adam henüz bilmiyordu bunu. O gün yalnızca on yedi yaşında bir öğrenciydi.
Ama kâğıdın üzerinde tek bir cümle kalmıştı:
“Bir insanın ölümünü güzel göstermek, ölümü değiştirmez.”
Ve Brecht, o cümleyi yazdıktan sonra ilk kez başını kaldırıp sınıfa baktı, defterini kapattı ve çantasına koydu. Sonra diğer öğrencilerle birlikte kapıya yöneldi. Koridorda ayak sesleri birbirine karışırken, tahtada hâlâ aynı cümle duruyordu…
HAYATI
Bertolt Brecht, 1898'de Augsburg'da dünyaya geldi. Babası bir kâğıt fabrikasında yöneticiydi. Çocukluğu düzenli bir aile ortamında geçse de gençlik yıllarında Almanya'nın savaşlarla ve siyasal çalkantılarla değişen yüzüne tanıklık etti. Şiire, tiyatroya ve yazmaya erken yaşta ilgi duydu.
Münih'te tıp eğitimi almaya başladı ancak üniversite yıllarında edebiyat ve tiyatroya yöneldi. Yazdığı şiirler ve oyunlarla kısa sürede dikkat çekti. Geleneksel tiyatronun seyirciyi yalnızca duygulandırmasını yeterli bulmuyor, izleyicinin sahnede gördüklerini sorgulamasını istiyordu. Bu düşünce zamanla onun tiyatro anlayışının temelini oluşturdu.
1920'li yıllarda Berlin'e yerleşerek tiyatro çevresinde önemli bir isim hâline geldi. Oyuncularla, yönetmenlerle ve müzisyenlerle birlikte çalıştı; sahnenin yalnızca bir hikâye anlatma yeri değil, toplumsal gerçeklik üzerine düşünme alanı olması gerektiğini savundu. Savaş, yoksulluk, sınıf farklılıkları ve iktidar ilişkileri eserlerinin merkezine yerleşti.
1933'te Nazilerin iktidara gelmesinin ardından Almanya'yı terk etmek zorunda kaldı. Yıllarca Danimarka, İsveç, Finlandiya ve başka ülkelerde sürgün hayatı yaşadı. Daha sonra Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti. Bu yıllarda savaşın ve faşizmin yükselişini uzaktan izlerken yazmayı sürdürdü. Almanya'dan uzakta yaşamak, onun sanatındaki siyasal ve toplumsal duyarlılığı daha da belirginleştirdi.
Savaşın ardından Avrupa'ya döndü ve sonunda Doğu Berlin'e yerleşti. Burada kendi tiyatro topluluğunu kurarak yıllardır geliştirdiği düşünceleri sahnede uygulamaya başladı. Oyuncunun karakterle tamamen özdeşleşmesi yerine, seyircinin olup biteni değerlendirmesini sağlayan bir anlatım biçimi geliştirdi. Tiyatronun seyirciyi büyülemekten çok, onu düşünmeye ve soru sormaya yöneltmesini istiyordu.
Brecht, 1956'da Berlin'de elli sekiz yaşında hayatını kaybetti. Ardında yalnızca oyunlar ve şiirler değil, tiyatronun seyirciyle kurduğu ilişkiyi değiştiren güçlü bir sanat anlayışı bıraktı. Onun için sahne, insanı gerçeklikten uzaklaştıran bir yer değil, gerçekliğe daha dikkatli bakmasını sağlayan bir alan olmalıydı.
ARDINDAN
Brecht’in ölümünden sonra edebiyat çevresindeki tepkiler tek sesli değildi. Onu sevenler, büyük bir sanatçının kaybından söz ederken özellikle siyasal görüşleri ve sosyalist tiyatro anlayışı nedeniyle eleştirenler de vardı. Fakat ilginç olan, ona karşı çıkan bazı önemli düşünürlerin bile sanatsal gücünü inkâr etmemiş olmasıdır.
Lion Feuchtwanger, Brecht’in yakın dostlarındandı. Ölümünden sonra Helene Weigel’e yazdığı mektupta, Brecht olmadan bir dünyaya alışmakta zorlandığını söyledi. Brecht’in kendisine bütün farklılıklarına rağmen çok yakın olduğunu ve önemli konularda ona herkesten fazla güvendiğini yazdı.
György Lukács ise Brecht’le sanat ve estetik konusunda uzun süre tartışmış, hatta bazı konularda onunla ciddi biçimde ters düşmüştü. Buna rağmen Brecht’in cenazesinde konuşan isimlerden biri oldu. Daha sonraki bir söyleşisinde Brecht'e her zaman büyük saygı duyduğunu, onun çok zeki ve gerçeklik duygusu çok güçlü bir insan olduğunu söyledi. Bu ayrıntı özellikle önemli. Lukács ile Brecht aynı sanat anlayışını paylaşmıyordu fakat Lukács onun gerçekliği kavrama yeteneğini ve sanatçı olarak ağırlığını kabul ediyordu. Brecht'in ölümünün ardından yapılan değerlendirmelerde bu karşıtlık sık sık ortaya çıktı.
Doğu Almanya'daki edebiyat ve kültür çevresi ise Brecht'i çok daha doğrudan bir biçimde “büyük şair” ve “barış savaşçısı” olarak yüceltti. Sosyalist Birlik Partisi'nin ölüm ilanında Brecht, baskı ve sömürüye karşı mücadele eden, sanatını insanlığa ve barışa adayan bir sanatçı olarak nitelendirildi.
Öte yandan, Batı'daki değerlendirmeler daha karmaşıktı. Brecht'in komünist ve Marksist çizgisi, özellikle Soğuk Savaş ortamında onun sanatının önüne geçebiliyordu. Daha sonraki biyografik değerlendirmeler de bu bölünmeyi açıkça ortaya koyuyor: sol ve sosyalist biyografi yazarları onu büyük ölçüde överken antikomünist yazarlar siyasal bağlılığını sert biçimde eleştirdi.
Haziran 1956'da, ölümünden yalnızca birkaç hafta önce, kendisi hakkında yazılacak övgü dolu bir ölüm yazısını istemediğini söylemiş ve kabaca, “Bana hayran olduğunuzu yazmayın; rahatsız edici bir insan olduğumu yazın ve ölümümden sonra da öyle kalacağımı.” demişti.
Bu, Brecht'in karakterine çok uygun bir final malzemesi: “Öldükten sonra bile insanları rahat bırakmak istemeyen bir sanatçı.” Cenazesinde de onun isteği doğrultusunda mezar başında konuşma yapılmadı.
ESERLERİ
Tiyatro ve Oyunları
Baal, Gece Davulları, Şehirlerin Ormanında, Küçük Burjuvanın Düğünü, Adam Adamdır, İngiltere Kralı II. Edward'ın Hayatı, Mahagonny, Mahagonny Kentinin Yükselişi ve Düşüşü, Üç Kuruşluk Opera, Lindberghlerin Uçuşu, Evet Diyen / Hayır Diyen, Önlem, Baden-Baden Rıza Üzerine Ders, İstisna ve Kural, Horatierler ve Kuriatierler, Aziz Johanna'nın Mezbahaları, Küçük Burjuvanın Yedi Ölümcül Günahı, Ana, Carrar Ananın Silahları, Üçüncü Reich'ın Korku ve Sefaleti, Galileo'nun Hayatı, Cesaret Ana ve Çocukları, Sezuan'ın İyi İnsanı, Bay Puntila ile Uşağı Matti, Arturo Ui'nin Önlenebilir Yükselişi, İkinci Dünya Savaşı'nda Şvayk, Kafkas Tebeşir Dairesi, Komün Günleri, Turandot ya da Aklayıcılar Kongresi, Fatzer, JaeFleischhacker in Chikago, Hannibal, Lux in Tenebris, Şeytanı Kovan,
İncil
Roman ve Düzyazıları
Üç Kuruşluk Roman, Bay Julius Caesar'ın İşleri, Tui Romanı, Bay Keuner'in Öyküleri, Takvim Öyküleri, Mülteci Konuşmaları, Augsburg Tebeşir Dairesi, Devrimden Öyküler, Film Öyküleri, Me-Ti: Tarihte Diyalektik, Ölçü Üzerine, Kitaplık, Dönüşüm, Koruyucu Anne
Şiir ve Şarkı Kitapları
Bertolt Brecht'in Ev Vaazları, Augsburg Soneleri, Şehir Sakinleri İçin Okuma Kitabı, Svendborg Şiirleri, SteffinŞiirleri, Hollywood Ağıtları, Sürgün Şiirleri, Buckow Ağıtları, Yüz Şiir, Çocuk Şarkıları, Çin Şiirleri, İngiliz Soneleri, Üç Kuruşluk Opera Şarkıları, Şarkılar, Şiirler, Korolar, Gitar İçin Şarkılar, Mezmurlar
Tek Tek Bilinen Şiirleri
Sonradan Gelenlere, Okuyan Bir İşçiye Sorular, Çözüm, Ulm'lu Terzi, Ölü Askerin Efsanesi, Mackie Messer'inMoritatı, Korsan Jenny, Karanlık Zamanlarda, An dieNachgeborenen, Çocuk Haçlı Seferi, Almanya, Savaşın Annesi, Halkın Ekmeği, Öğrenmenin Övgüsü, Yaşayanların Anısına, Bir Alman Savaş Elbisesi, General, Tankın Güçlü Bir Aracı
KAYNAKÇA
https://www.brechthaus-augsburg.de
https://www.literaturportal-bayern.de
https://filosofiainmovimento.it
https://www.nd-archiv.de
https://www.cambridge.org
https://birikimdergisi.com
https://www.berlin-street.de
https://ora.ox.ac.uk
***
