Adı: Ömer / Sinan Küçük

Sinan Küçük -ADI: ÖMER
Advert

ÖYKÜ - 29-07-2026 16:41

ADI: ÖMER

Sene 2007 idi. Üniversiteye geldiğim ilk gündü. Sinema TV bölümünü kazanmıştım. İletişim Fakültesi amfisinin en arka sırasına oturmuştum. Arka sıralara oturmak bende alışkanlıktı. Çünkü ortaokul ve lise yıllarım hep en arka sıralara oturmakla, hocaları ve çalışkan öğrencileri tiye almakla geçmişti. Halkla İlişkiler, Gazetecilik ve Radyo, Sinema ve TV'nin üçüncü sınıfa kadar hemen hemen bütün dersleri ortaktı. Onlarla birlikte sınıfta 270 kişi kadardık. Dersleri amfilerde işliyorduk. Nişantaşı sokaklarında yürümek de bir başka keyifli olurdu.

Sonra o geldi, önüme oturdu, adımı sordu, memleketimi sordu. Batmanlı olduğunu söyledi, adının Ömer olduğunu, İstanbul'da oturduğunu, her gün Büyükçekmece'den üç otobüs değiştirerek buraya geldiğini söyledi. İstanbul'a Balıkesir'den geldiğimi, şimdilik teyzemin yanında Eyüp'te kaldığımı, kafa dengi birkaç arkadaş bulursam eve geçmek istediğimi söyledim. Gülümsedi.

"İstanbul'da kiralar Balıkesir'dekilere benzemez," dedi. "Bence öğrenci yurdunda kalırsan, senin için daha hayırlı olur. Düşünsene, başka bir şehirden geliyorsun ve bir başkasının hayatının içine bodoslama dalıyorsun. Yanında kaldığın teyzen bile olsa kimsenin hayatına bu şekilde müdahalelerde bulunmamalısın."

Onunla bunları konuştuğumuz sırada yanımızdaki sırada oturan birisi yanımıza geldi, elini uzattı, adını söyledi. Sonra bir başkası daha ona eşlik etti. İleride, okulun ilk gününde karşılaştığım bu üç kişiyle iyi arkadaş olacaktık. Hocalar ders anlatırken onları terleten sorular soracaktık. Pek çok kere sınıfı güldüren çok iyi espriler de yaptık. Hatta bir keresinde Batmanlı arkadaş beni o kadar çok güldürmüştü ki, bir türlü gülmeyi durduramadığımdan hoca beni sınıftan atmıştı.

Konuşkandı, bilgiliydi, açık konuşmayı severdi, düşüncelerini belli etmekten asla çekinmezdi, en son söylenecek şeyi en başta söylerdi, kimseye minnet etmezdi, yürekliydi, espriden anlardı; iyi espri yapanlarla daha yakın arkadaş olmayı tercih ederdi.

Sonra onunla aramızda bir konu hakkında konuşurken tartışma çıktı. Orada başlayan bu küçük fikir ayrılığı, sonra onunla aramızda büyük uçurumlar oluşturacaktı. Böylesine iyi biri neden böyle saçma düşüncelere kapılırdı ki?

Arkadaş grubumuz dağılmıştı ama beni daha çok onunla ayrılmak dağıtmıştı. Çünkü oldum olası cesur kişilikleri, lafı kıvırmadan söylemesini bilenleri, iyi espri yapıp da çevresine neşe katan, doğal, samimi, kimseye zararı dokunmayan şahsiyetleri severdim.

Eksikliğini her geçen gün hissetmeye başlamıştım ama haklı olduğuma inandığım için yanına gidip de "Yeter artık, hadi eskisi gibi olalım." diyemedim.

Bu şekilde aylar geçti. Birinci dönem bitti, ikinci dönem de bitmek üzereydi. İkinci öğretimdik. Ben hem çalışıyordum hem de okula devam ediyordum.

Bir gün okula geldim. Banklarda arkadaşlar oturuyordu.

"Nedir bu elinizdeki CD'ler?" diye sordum.

"Hocanın verdiği ödev," dediler.

"Ne ödevi ki bu? Ben hiç duymadım," dedim.

"Oğlum, hoca geçen hafta demedi mi? Bilişim yöntemlerine ilişkin bu zamana kadar işlediğimiz bütün konuların özeti CD'ye aktarılacak.

Sınavın başlamasına on dakika kalmıştı.

"Hadi ya, ben onu tamamen unutmuştum. Ne olacak şimdi?" diye sordum.

"Valla sınav sorusu falan da yok, sınav sadece bu," deyip gülümsediler.

"Ya bana yardım etseniz de on dakikaya yetiştirsek bu ödevi," dedim.

"Sino, biliyorsun, sınava hocadan sonra girenler sınava alınmıyorlar. Hem on dakikaya da bu ödev yetişmez."

Sonra herkes oturduğu banklardan kalktı ve birkaç dakika sonra başlayacak olan sınava girmek için yanımdan uzaklaştı.

Çöktüm banklardan birinin üstüne. "Nasıl unuturum ya ben böyle önemli bir ödevi?" diye kendime içten içe kızmaya başladım.

Yanımızdaki banklarda oturduğundan konuşulanları duymuş olmalıydı ki yanıma yaklaştı, elini uzattı.

"Sino, hadi kalk. Acele edersek, bilişim laboratuvarında bunu iki dakikada halledebiliriz," dedi.

"Yetişemeyiz, oğlum. Manyak mısın? Benim yüzümden sen de mi sıfır alacaksın?" dedim.

Elimden çekip beni banktan kaldırdı, koşturmam için de kolumdan çekiştirmeye başladı. Girdik bilişim odasına, ödevi tamamladık, sınıfa doğru koşturduk ama hoca on dakika önce sınıfa girmişti bile.

Kapıyı çaldım, içeri girdim.

"Hocam, vallahi arkadaşı ben meşgul ettim," dedim. "Benim yüzümden sınava geç girdi. Beni almayın ama ne olur onun bu sınava girme hakkını da elinden almayın."

Hoca birkaç saniye durdu. Kâğıtları dağıtmıştı. İçten bir tebessümle bana bakıp şöyle söyledi:

"Gerçek arkadaşlık budur işte," dedi. "Arkadaşı için hiç korkmadan karşıma çıkıp onun için fedakârlık gösterebilmek... Gerçekleri hiç kıvırmadan olduğu gibi söyleyebilmek. Hadi bakalım, geçin yerlerinize."

İkimiz de o sınavdan 90 aldık. İşte ben o gün şunu çok iyi anladım: Farklı ideolojilerde de olsa insanlar, onları savunduğu düşüncelerle yargılamak ya da buna benzer sebeplerle onları dışlamak yanlış. Öz iyiyse, fikir de bir gün değişir, yanlış ideoloji de. Ama insanlık bir kere gitti mi, onu bulmak için bir ömür gerekir.

Şimdi Ömer nerede, ne eder kim bilir. Belki beni bile unutmuştur ama ben onun bu insani yönünü hep hatırlarım, her fırsatta da bana vermiş olduğu bu dersi hatırlarım.

***


Editör: Hakan Erkli

Günün Diğer Haberleri